HIV pozitif tanı almak, her bir birey için farklı bir mücadele süreci anlamına gelmektedir. Tanı aldıktan sonra yaşanılan duygu durumlar her bireyde farklı varoluş şeklinde kendi göstermektedir. Günümüzdeki etkili tedaviler sayesinde HIV enfeksiyonu artık kolaylıkla kontrol altına alınabilen bir kronik hastalık olsa da, tanı sonrası danışmanlık süreçleri, bireyin yaşadığı duygusal çerçeveye göre şekillenmektedir. Bazen, tanı sonrasında yaşanan travmaya başka bir travma da eşlik ederken, kişi, yaşama tutunma gücünü HIV’den almaktadır.
Klinik Plus Dergisi yayına girdiğinde, sağlık meslek mensuplarına yönelik böyle bir derginin varlığı Pozitif Yaşam Derneği olarak bizi çok heyecanlan- dırmıştı. HIV’e yönelik damgalama ve ayrımcılığın hala hüküm sürdüğü ülkemizde, öncelikle sağlık çalışanlarının kafasında yer alan HIV algısını değiştirmek ve normalleştirmek, genele yayılan yanlış algıyı dönüştürmek konusunda bizlere çok büyük destek sağlayacaktı.
Geçtiğimiz yıl, 1 Aralık 2022 tarihinde yayına giren derginin 3.sayısı sonrasında, derginin konsept danışmanı aktivist dostumuz Kağan bizlere, 2023 yılı itibariyle dergide yayınlanmaya başlayacak Özne Plus bölümünden bahsetti. Özne Plus bölümü hakkında yaptığımız sohbet sonrasında ilk aklımıza gelen, yaşanılan tüm hak ihlalleri ve olumsuzluklara rağmen, etkili tedavi ile yaşamlarına başarıyla devam eden HIV ile yaşayan kişilerin hikayelerine yer vermek oldu. Bu hevesle sesimizi duyan HIV ile yaşayan kişilerden çok olumlu cevaplar aldık ve onların hikayelerini kaleme aldık…
6 Şubat 2023.
Sadece ülkemiz değil, tüm dünyayı yasa boğan bir afet sabahına uyandık. Aynı gün, 9 saat arayla meydana gelen, 7.8 ve 7.5 şiddetinde iki depremle sarsılan Kahramanmaraş, bir deprem ülkesinde yaşadığımız ve buna hala ne kadar hazırlıksız olduğumuz gerçeğini en acı bilançoyla vurdu yüzümüze. Resmi rakamlara göre 50.000’in üzerinde kayıp ve yüz binin üzerinde yaralı ile tarih sayfalarına unutulmamak üzere yazılan depremler, tüm Orta Doğu’da milyonlarca kişi tarafından hissedilerek acısı kalplere kazındı!
Türkiye’de 11 şehri etkileyen ve milyonlarca insanın yaşamını birkaç dakikada bir daha eskisi gibi olmayacak şekilde değiştiren depremler, içerisinde pek çok hikayeyi de barındırıyor. Geçtiğimiz yakın dönemde HIV pozitif tanı alan ve danışmanlık vererek güçlendirdiğimiz danışanlar da bulunuyor bu hikayelerin arasında. Yaklaşık 1 ay arayla gerçekleştirilen iki ayrı röportajın bir ürünü olan bu yazımızda, geleceğin sağlık meslek mensubu olacak, İlk ve Acil Yardım Programı öğrencisi olan Ahmet’in yaşamından, öncesi sonrasıyla kesitleri bulacaksınız. Yazımızda özneye ait tüm tanımlayıcı bilgiler, olası hak ihlallerini önlemek amacıyla değiştirilmiştir.
“Benim İçin Yeni Bir Dönem”
Ahmet, öncelikle bu röportajı gerçek- leştirmeyi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim.
Asıl size ben teşekkür ederim. Röportaj hakkında gelen bilgilendirme sonrasında biraz endişelenmiştim, çünkü bu işin nereye gidebileceğini tasvir edemiyordum. Ancak sonrasında sizin de tanıdığınız hocalarımla konuştuğumda ve bu röportajın sağlık meslek mensuplarına ulaşacağına emin olduğumda, cesaretlendim ve “belki bir değişimin parçası olursun, yap bunu” dedim. Şu anda kendimi önemli bir şeyin parçası hissediyorum. Bu sebeple ben teşekkür ederim.
İzin verirsen, ben sürecin başına dönmek istiyorum. Senin için HIV ile yaşama hikayesi nasıl başladı?
Aslında benim hikayem, bir sağlık çalışanın her zaman karşılaşabileceği olasılıkla başladı. Yani ben bunun böyle olduğunu sonradan idrak ettim.
Nasıl yani?
Geçtiğimiz yıl yaz stajı yaptığım dönemde, acil servise gelen bir başvuruda ben vaka ile ilgilendim. Hastaya yaptığım uygulama sırasında, çok iyi hatırlıyorum, heyecanlandım ve o olasılık gerçekleşti: hastaya uyguladığım iğne elime battı.
Peki o anda herhangi bir müdahale yapılmadı mı?
Yani açıkçası o anda kimsenin aklına he- men müdahale etmek gelmedi. Acil servis çok yoğundu. Benim elime iğne battığını fark edince, benzeri deneyimleri herkesin yaşaması sebebiyle çok üzerinde durmadım. Hastanın olası bir HIV taşıyıcısı olmasını o an aklınıza getirmiyorsunuz. O kadar yoğun ki acil servis, tek amacınız o andaki hasta yoğunluğuyla baş edebilmek oluyor.
Süreç sonra nasıl gelişti?
Olaydan bir süre sonra stajım tamamlanmak üzereyken kan tahlili verdim. Normal süre içerisinde verdiğim tahlillerin sonuçları normaldi. O dönemde görüştüğüm doktor, 6 ay içerisinde tekrar tahlil vermemi istedi. Birkaç ay sonra tekrarladığım tahlillerimde HIV testinin sonucu pozitifti. Yapılan doğrulama testinde de sonuç pozitifliği destekleyince, artık benim için yeni bir dönem başlamış oldu.
Şunu sormak istiyorum: Bir sağlık eğitimi alıyorsun ve geleceğin sağlık çalışanı olacaksın. HIV enfeksiyonu konusunda tanı almadan önceki bilgi seviyen ne durumdaydı? Yani sonuçta olası mesleki maruziyet konusunda daha bilgili olman bekleniyor?
Sorunuzla neyi kastettiğinizi anladım. Ben de bundan bahsetmek istiyordum açıkçası. Tanı aldıktan sonra, tanı almadan önce başta HIV enfeksiyonu olmak üzere pek çok konuda ne kadar bilinçsiz olduğumu anladım. Mesela bize bu tarz maruziyetlerde ne yapılması gerektiği anlatılmıyor. Ben tanı alıp kronik enfeksiyon tedavisine başladıktan sonra doktorum bana PEP tedavisinden bahsetti. Okuldaki hocalarımız bize bu konuda herhangi bir bilgi vermedi. Onu bir kenara bırakın, PEP uygulaması kılavuzlarda yer alan bir bilgiymiş, ama ben iğne batması olayını yaşadığımda o dönemde staj yaptığım kuruluştaki sağlık çalışanlarından dahi benzeri bir bilgi desteği almadım. Herkes durumu “aman canım bize bugüne kadar kaç iğne battı bir bilsen” şeklinde işi geyiğe vurdukları şakalarla geçiştirdiler. Dahası ben tanı almadan önce HIV enfeksiyonunu sadece korkutucu, hayat standartlarını tamamen düşüren, ölümcül bir hastalık olarak görüyordum. Ama bu da gerçek değilmiş. Meğer bilgisizlik, HIV enfeksiyonundan daha korkunç ve tehlikeliymiş. Bu konuda bildiğim her şey tamamen yanlışmış!
“40 Bilinmeyenli Denklem”
Peki bu yanlış bilgiler, tanı aldıktan sonra sende nasıl bir ruh haline neden oldu? Yani, sormak istediğim şey, tanı aldığında neler hissettin?
Yani bu yanlış bilgiler, tanı aldıktan sonra doğal olarak bende bir şok etkisi yarattı. Doktorla görüştüğümde, o ilk bakışmamızı hatırlıyorum. Ben doktorun suratına dimdik bakıyordum, ama anlamsızca. Ne sormam gerektiğini bilmiyordum. Pat diye kafamdaki düşüncelerden en baskın olanı ağzıma düştü ve “ölecek miyim?” diye sordum. Sanırım doktor bu tarz sorulara o kadar alışıktı ki hafifçe gülümsedi ve “tabi ki de ölmeyeceksin, daha çok gençsin, yaşayacağın çok güzel bir hayat var” dedi. O an tuttuğum nefesimi bırakıp normal şekilde nefes almaya başlamıştım. O kadar hazırdım ki en olumsuz cevaba! O sırada doktor anlatmaya devam ediyor, işte şöyle bir ilaç varmış, onu düzenli olarak kullanırsam vücudumdaki viral yük belirlenemeyen seviyeye inecekmiş, böylelikle de bulaştırmayan koşulunu sağlayınca hayatıma kaldığım yerden devam edecekmişim. Kelimelerin beynimde yankılandığını hatırlıyorum. Doktor konuşuyor, ben artık normal nefes alıp veriyorum ama hiçbir cümle o an beni teselli etmiyordu. Sakin kalmaya çalışıyordum. Duygularım sürekli değişiyordu o an. O kadar çok soru vardı ki kafamda! Üzerime nasıl bir sorumluluk bindi, bundan sonra ki hayatım nasıl ve ne kadar olacaktı? Kırk bilinmeyenli denklemle mücadele ediyordum adeta!
Yeni tanı alındığında çok sık karşılaştığımız bir durum bu kafa karışıklığı. Sonrasında süreç nasıl devam etti. Tedaviye başlamanla birlikte duygu durumundaki değişiklikler nasıl değişti?İşte hikayemin en heyecanlı yeri burası (Gülüşüyoruz). Ben o gün doktorla görüşüp tanım hakkında bilgi aldıktan sonra kendimi hastanenin dışına attım. Planımda, hastane sonrası eğitim gördüğüm üniversitede kuracağımız yeni bir öğrenci topluluğu için bir toplantıya katılmak vardı. Toplantı sonrası danışman hocama durumu izah ettim ve bana “artık bu saatten sonra ne yapabiliriz, ona bakalım” dedi. Kendisinin iletişimde olduğu Kırmızı Kurdele İstanbul’dan Kağan Hoca ile iletişim kurmama vesile oldu ve hatta sonra, ondan çok büyük ve detaylı bir destek alma fırsatım oldu. Aynı gün, toplantı sonrası arkadaşımın rahatsızlığı üzerine acil servise başvurduk. Ben de, o gün yaşadığım şokun etkisiyle kendimi iyi hissetmiyordum. Bir göğüs ağrım vardı. Acil servisteki doktora gizli bir şekilde durumu izah ettim ve EKG çekmesini istedim. EKG’de herhangi bir patolojiye rastlamadı doktor, panik atak geçiriyordum aslında. Sonra benimle kısa bir konuşma yaptı. O anda yaşadığım tüm duygu durumunun çok normal olduğu, HIV’den bağımsız olarak herhangi yeni bir sağlık statüsü değişiminde bu tarz panik, üzüntü ve endişe durumlarının yaşanabileceğini, ancak söz konusu HIV olduğunda doğru bilinen yanlışlar nedeniyle hastaların daha çok kaygı durum bozukluğu yaşadığını, fakat endişelenmem gereken bir şey olmadığını… Doktor konuştukça kalp atışlarımın yavaş yavaş normale döndüğünü hatırlıyorum. “Bak” dedi, “ben Hacettepe mezunuyum. Orada özellikle HIV pozitif hastaların takip ve tedavisi ile ilgilenen hocalarımız var. Hiç vakit kaybetmeden oraya git ve tedavine başla. HIV enfeksiyonunun tedavisi konusunda çalışmaları olan hekimler var orada. Kısa sürede her şey normale dönecek, göreceksin.”
Tabi ben bilgiyi aldım, o anda da kendimi öyle iyi hissetmeye başladım ki kısa süre sonra soluğu Hacettepe Üniversitesi hastanesinde aldım. Yeni tanı olduğum için, muayene günü olmamasına rağmen beni kabul ettiler ve kapsamlı fiziksel muayene yapıldı. Tüm gerekli tarama testleri istendi doktorum tarafından. HIV ile yaşamak ne demek, hangi ilacı neden kullanacağım, bir süre nelere dikkat etmem gerekiyor, ömür boyu sürecek tedavim gibi tüm detaylar giriş, gelişme, sonuç şeklinde bana anlatıldı. Tabi ben sağlık çalışanı oldu- ğum için endişeliyim. Doktorum sağ olsun bana, ekstra dikkat etmem gereken bir durum var mı yok mu her detayı aktardı. HIV ile yaşayan bir sağlık çalışanı olmamın mesleğimi icra etmem konusunda hiçbir engel teşkil etmediğini, HIV ile yaşayan pek çok sağlık çalışanı olduğunu, asla korkmamam gerektiğini, tedavimi düzenli kullanarak normal bir yaşam süreceğimi söylediğinde aslında psikolojik bir iyileşme yaşadım ve o gün HIV ile yaşamayı normalleştirdim.
Sonrasında da Kağan Hoca’nın yönlen- dirmesiyle sizlerle tanıştım. Ve anladım ki ben artık sadece HIV ile yaşamıyorum, ben artık kocaman bir ailenin bir üyesiyim.
Yeni sağlık statüne yönelik bakış açının bu kadar hızlı ve etkili değişmiş olması, yeni tanı alan kişiler başta olmak üzere aslında herkes için çok ümit verici ve HIV’e bakış açısını değiş-tirmemize yönelik güçlü bir araç. Tüm bu güzel gelişmelerden sonra neler oldu peki? Yavaş yavaş son cümleleri almak isterim…
Tedaviye başlamak, net bir şekilde ken- dimi daha güvende ve güçlü hissetmeme neden oldu. Tabi tedavi ile birlikte yaşam kalitemi arttıracak eylemlere giriştim. Mesela sigara içiyordum ve tedavi ile birlikte ilk işim sigarayı bırakmak oldu. Çünkü zaten sağlık anlamında artık bir konu ile mücadele etmeye başlamışken, başka bir sağlık engeli ile de mücadele etmek iste- medim. Henüz gencim, yaşama isteğim var. Dolayısıyla sağlığımla ilgili daha dik- katli ve özenli davranır oldum. HIV enfeksiyonu söz konusu olduğunda ilaç ile iyileşme varken, psikolojik olarak elbette durum biraz daha farklı. En ufak bir durumu HIV ile ilişkilendirir oldum. Bu açıdan elbette zorlanıyorum, ancak ilk günleri düşündüğümde şu an çok daha iyi bir durumdayım.
Ahmet, bizimle hikayeni paylaştığın için çok teşekkür ederim. Umarım bu yazıyı okuyan her sağlık çalışanı, HIV ile yaşayan kişilere yönelik düşüncelerini yeniden göz- den geçirir.
Umarım söylediğiniz etkiyi yaratırız. Ben bile, geleceğin sağlık çalışanı olarak HIV enfeksiyonu konusunda neler düşünürken, artık bakın neredeyim. Kesinlikle HIV öldürmüyor, yanlış bilgi ve düşünceler en büyük engel!
“Nerden bilebilirdim ki…”
(Röportajın metne dönüştürülmüş son hali için Ahmet’le tekrar iletişime geçtiği- mizde, Kahramanmaraş merkezli dep- remler tüm gündemimizi değiştirmişti. Yazının bundan sonraki bölümü 09.03.2023 tarihinde Ahmet’le yapılan ikinci görüşmeyi içermektedir.)
Ahmet, öncelikle çok geçmiş olsun. Böyle bir durumdayken seni meşgul etmeyi istemezdik.
Estağfurullah. İletişime geçiyor olmanız bana güç veriyor. Kendimi önemli bir şeyin parçası olarak hissediyorum. Bu sebeple lütfen hiç kendinizi kötü hissetmeyin.
Öncelikle, nasılsın?
İyi olmaya çalışıyorum. Hala depremin yarattığı psikolojik karmaşayla mücadele ediyorum. Ama ilk zamanlara göre daha iyiyim.
Sormaktan çekiniyorum ama yeni bir tanı olman nedeniyle, tanı aldıktan sonra yaşadığın bu deprem hadisesi… Bize biraz HIV ile yaşayan bir kişi gözünden o geceyi anlatır mısın?
Evet. Son dönemde ülkemizin yaşadığı en büyük trajedilerden birine maruz kaldım ben de. Deprem öncesindeki gün staj yaptığım sağlık kuruluşunda görevliydim. Her zamanki gibi bir gündü. Hatta o gün biraz daha eğlenceliydi diyebilirim. Normalden daha az hasta sayısı vardı. Hasta sayısı az olunca sağlık çalışanları biraz daha birbirleri ile iletişim kurma fırsatı bulur. Dolayısıyla biz de o günü geyik muhabbetleriyle geçirmiştik. Güzel bir gündü. Nerden bilebilirdim ki ertesi gün birçoğunu bir daha hiçbir zaman göremeyeceğimi…
O akşam, staj sonrası evde biraz ders çalıştım. Alanım nedeniyle EKG önemli bir konu başlığı. Dolayısıyla EKG konusunda daha iyi olmak için biraz EKG bilgisi ça- lıştım ve ertesi günkü planımı oluşturup yattım. Çok şiddetli bir sallantı ve ses ile uyandım. Dört yıldır AFAD gönüllüsüyüm, sistemde olan 7 eğitimi bitirdim, ayrıca okuduğum üniversitede afet bilgisi dersi aldım. Yaşam üçgeni, çök-kapan-tutun fa- lan…
Hiçbirini gerçekleştirmeye fırsat vermedi depremin şiddeti. Yatakta sadece ölmeyi bekledim. HIV’den ölürüm korkusu ile yaşarken, aslında ölmenin binbir türlü halinin olduğunu, özellikle de ani olan olaylar nedeniyle olduğunu öğrenmiş oldum. Ne kadar bilsek de bazen anlamak için yaşamak gerekiyor. Depremi yaşayarak bunu pekiştirdim. Anlatılması zor bir geceydi. İlk önce gerçekten kıyamet kopuyor sandık. Daha sonra deprem olduğu anladık. Öyle bir olay ki, anlamlandıramıyorsun. Yer altından kayıyor, o kadar şiddetli ki! Yaşadığımız korku, eksi derecede olan hava, ulaşamadığımız yakınlarımız, ulaşabildiğimiz enkaz altında kalan yakınlarımız…
Tarifsiz bir his ve acı. Tekrarını yaşamamak ümidiyle. Umarım hepimize iyi bir ders olur. Bir doğal afet ülkesinde yaşadığımızı artık idrak etmemiz gerekiyor!
Peki, tedavin ne durumda? İlaca eri- şim sağlayabiliyorsun değil mi?
Evet, şu anda bir sorunum yok. Deprem olduktan sonra, ilaçlarım aklıma geldi. Henüz kimse sağlık durumum ile ilgili bilgi sahibi olmadığı için, aileme çaktırmadan eve girip ilaçlarımızı almak için zaman kolladım. Gündüz ilerleyen saatlerde, mecburen eve ilaçlarımı kurtarmak ve mont, çorap almak için girdim. Tam da o sırada ikinci büyük depreme yakalandım. Evimiz hasarlı ve o evin içerisinde ikinci kez aynı travmayı yaşadım. Ama işte, can öyle bir şey ki, yaşamayı istiyorsun can havliyle. Sarsıntı olunca evde ne yapacağımı bir an şaşırdım. Koşmaya başladım çıkışa doğru ama çıkışı bulamıyorum. Kendi evim, bana yabancı. Adeta o bina benim çıkmama izin vermiyor. İkinci katta oturuyoruz ve merdivenler göçtü sarsıntıda. Ama işte diyorum ya can öyle bir şey ki yaşamak istiyor, merdivenlerden attım kendimi aşağıya. Ayağım falan kırılsa, umurumda değil. Kurtarmaya çalışıyorum kendimi…
O anda yaşadığım duyguları anlatamam. Korku, yaşama isteği, dua, nefret… Her şey aynı anda kafamın içinde ve benim tek amacım ayağım kırılsa dahi, o binadan çıkabilmek! Netice olarak ilaçlarımı alabildim ve biraz rahatladım. Çünkü kendimi tamamen tedavi sürecine odaklamıştım, tedaviyi aksatmak ile ilgili bir sorun yaşa- mak istemiyordum. O amaca istinaden de o ilaçlara ulaşmak zorundaydım. Ve ba- şardım da!
Deprem sonrasında SGK hemen acil du- rum koduyla, kronik hastalıkları olan kişilerin ilaçlarına erişim sağladı. Ama tabi senin motivasyonun o anda farklı…
Evet. Her ne kadar ilaç tanımlaması sonradan yapılmış olsa da, o ilk anda benim tek amacım o ilaçlara erişmekti. Diyorum ya can öyle bir şey ki, gözünüz hiçbir şeyi görmüyor. Ben ilaçlarıma eriştiğim için, sonradan tanınan haktan falan da yarar- lanmak aklıma gelmedi. Benim için o yıkıcı bir fırsatçılık. İlaca erişemeyen kimler var kim bilir. Ben kendimi onların hakla- rını gasp etmiş gibi hissederdim. Aklımın ucundan bile geçmedi. Evden kurtardığım ilaçları adeta vücudumun bir parçası gibi koruma altına aldım.
Yaşadıkların gerçekten insanın kanını donduruyor. Peki, biz hep iletişimdeydik. İlk andan beri senin gibi HIV ile yaşayan kişilerin olası ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yaptık. Ama senin gözünden, o afet sonrasında HIV ile yaşayan bir kişi olarak özel gereksi- nimler neler oldu, bizimle paylaşabilir misin?
Açıkçası, HIV ile yaşayan biri olarak tek derdim ilaca erişmek ve tedavimi kesintisiz devam ettirebilmekti. Bunu da ben, biraz tehlikeli bir yolla olsa da deneyimledim ve artık tedaviye erişim için neler yapabileceğimi biliyorum (Gülümsüyor). Ama bunun dışında, HIV’den bağımsız olarak, herkesin yaşadığı genel sorunlar mevcut.
Mesela ben, tanı almadan önce de hijyenine çok önem veren biriydim. Ancak şu anda, herkesten belki biraz daha fazla dikkat etmem gereken bir sağlık durumum söz konusu iken, hijyenden mahrum kaldım. Tuvalet, duş gibi kişisel temizlik imkanlarına ulaşmak neredeyse çok zor. Bazen elimizi yıkamak için suyu kullanıp kullanmamayı düşünüyoruz. Uyku düzeni diye bir şey yok şu anda. Bu da bilişsel durumumuzu çok kötü etkiliyor. Buna ek olarak ben ve ailem 13 gün boyunca açık havada, kar altında kaldık. Dolayısıyla da en çok korktuğum şey başıma geldi ve hasta oldum. Dediğim gibi biraz daha dikkat etmem gerektiği için, diğer kişilerin normal gereksinimi olan şeyler benim için gereksinim dışında mecburiyet ötesine dönüştü. Ama yavaş yavaş düzene girmeye çalışıyoruz.
Peki seni çok fazla yormak istemiyo- rum ve bu görüşmeyi son bir soruyla sonlandırmak istiyorum. HIV ile yaşa- yan bir kişi olarak, deprem gibi bir afe- ti yaşadın ve bir sürü gözlemin oldu. Sence HIV ya da kronik diğer hastalıklar özelinde, benzer afetlere hazırlıklı olabilmek için ne gibi önlemler almalı- yız ya da bu grup hastalar için ne gibi hazırlıkları önceden gerçekleştirmeliyiz?
Şunu dile getirmek isterim ki, biz böylesine bir afete bize okullarda öğretildiği gibi çok da hazır değilmişiz. Ben depremde yaşadığım ilk şoktan sonra destek olabilmek için sağlık ekipleriyle temasa geçtim. Her ne kadar çok acı olsa da, ben bir sağlık çalışanıyım ve orada sağlayabileceğim herhangi bir destek, benim için paha biçilemez bir eğitimdi aslında. Sonuçta ilk ve acil yardım öğrencisiyim. Orada verdiğim destek sırasında, pek çok sağlık çalışanının o an destek olamayacak kadar ciddi sağlık sorunları olduğunu gördüm. Kırıklar, ezil- meler… Hatırlıyorum da o an aklımda, neden sağlık çalışanlarının böyle bir afetten etkilenen kitlede olduğu düşüncesi vardı. Yani sağlık çalışanlarının böyle bir afette sağlık hizmeti verebilmeye devam etmesi gerekir, değil mi? Demek ki bizim ülkece bu durumu göz önüne alıp, özellikle afetlerde birinci derecede müdahale edecek ekibi koruma altına almamız, en azından onların afetten daha az hasarlı çıkıp diğer insanlara yardım etmelerini sağlamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Sanırım tüm afet planları sıfırdan gözden geçirilmeli. Yani, bizim okullarda öğrendiğimiz afet yönetiminin çok da etkili olmadığını görmüş oldum.
+++
HIV ile yaşayan kişilerin yaşam mücadelesi ve tedavi başarısına yönelik kaleme almaya başladığımız Özne Plus bölümünün bu ilk yazısında, son zamanlarda yaşadığımız ve ülke olarak tek yürek olduğumuz bu acı dolu hikayenin kahramanı Ahmet’e, yolculuğuna dair detayları bizimle paylaştığı için çok teşekkür ederiz. Bu vesileyle, depremde yaşamını yitiren herkese Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve yaralananlara acil şifalar dileriz. Hepimizin başı sağ olsun…
Yağmur ŞENOĞUZ
Pozitif Yaşam Derneği
Destek Merkezi Koordinatörü
