HIV enfeksiyonu tanısı, niteliği gereği özel bir tanılama sürecine sahiptir.
Bu süreç dahilinde alınan çeşitli önlemler, hem tanının ifşa olmasını engellemek, hem de kişinin özlük haklarının korunması için önem arz etmektedir. Ancak bazen bazı durumlarda, alınan önlemler o kadar da etkili olmayabiliyor.
Her insan, herhangi bir hastalıkla mücadele ederken farklı duygu durumları içerisinde sürecini yönetir. Her ne kadar aynı ilaçlar ve tedaviler uygulansa da, hastalığın yarattığı duygusal etkiler ve kişinin yaşadığı duruma tepkileri farklılaşır. Bu duruma en iyi örneklerden birini bu yazıda kaleme alıyoruz. Az sonra, tanı aldığında özel bir sağlık kuruluşunda çalışan Mehmet’in tanı sonrası yolculuğunu okuyacaksınız.
Klinik Plus Dergisi’nde Özne Plus yazılarını kaleme aldığımızdan beri, bu yazı serisini takip eden Mehmet, bir gün bize ulaştı ve “ben de hikayemi anlatmak istiyorum” dedi. Mehmet’in hikayesi özel sağlık kuruluşlarına farklı bir açıdan yaklaşmamıza olanak sağlıyor. Bununla birlikte çalışma hayatındaki süreçlerin hak ihlaline nasıl da zemin hazırlayabileceğini ortaya koyuyor. Röportaja başlamadan, özneye ait tüm tanımlayıcı bilgilerin olası hak ihlallerini önlemek amacıyla değiştirilmiş olduğunun altını bir kez daha çizmek isteriz. İyi okumalar…
Mehmet merhaba. Özne Plus yazı serimizin “benim hikâyemi de yazın” diyen ilk öznesisin. Heyecanın ve ilgin için çok teşekkürler.
Ne demek. Ben Klinik Plus’ta bu seriyi yazmaya ilk başladığınızdan beri aslında bunu düşünüyordum. Ama biliyorsunuz bu tarz işler biraz, önce öz kabulle başlıyor. Kendimi hazır hissettiğim gibi size ulaştım.
İyi ki de ulaştın! Bize böyle bir talep gelmesinden çok memnun olduk. Tekrar teşekkür ederiz. Sen aslında görece yeni bir tanısın. Henüz 2 seneyi yeni dolduruyorsun, değil mi?
Evet, Mayıs 2022’de tanı aldım. Bu yıl Mayıs’ta ikinci yıl tamamlanmış olacak. O kadar hızlı geçiyor ki zaman…
Evet, gerçekten de zaman çok hızlı geçiyor. Peki, hikayeni senden dinleyelim mi? Senin hikayen aslında ülkemizdeki özel sağlık kuruluşlarındaki ayrımcılıkla da ilişkili.
Yani, evet. Ben tam olarak ayrımcılık yaşamadım. Ancak süreç beni, çalıştığım kurumun dışına itti diyebiliriz.
Ben tanı aldığımda bir özel sağlık kuruluşunda medikal muhasebede yönetici yardımcısı olarak çalışıyordum. Sorumlu olduğum branşlar vardı ve bana bağlı dört çalışan bulunuyordu. O yıl, o sağlık kuruluşunda dördüncü, medikal muhasebe alanındaki kariyerimin de yaklaşık onuncu yılındaydım.
Burada sözünü keserek, “medikal muhasebe nedir?” diye sormak istiyorum. Çünkü okuyucularımız tam olarak bunun ne demek olduğunu bilmeyebilirler.
Medikal muhasebe, özel ya da kamu sağlık kuruluşlarının, kuruluşa başvuran hastalara yapılan işlemlere istinaden, SGK ya da özel sağlık sigorta kuruluşlarına yapılacak faturalandırmaları gerçekleştiren sağlık muhasebesi birimidir. Yani örneğin siz bir özel sağlık kuruluşuna SGK’lı olarak başvuruyorsanız, hasta payı olarak hastaneye ödediğiniz tutarın dışında SGK’dan sizin adınıza alınacak işlem bedellerinin faturalamasını benim çalıştığım birim yapıyor.
Peki, detay bilgi için çok teşekkürler. Süreci senden dinlemeye devam edelim…
Elbette. Medikal muhasebe birimi her ayın özellikle belirli günlerinde çok yoğun olur. Çünkü her ay, bir önceki ayda oluşan sağlık işlemlerine ait faturalar kurumlara gönderilmelidir. Dolayısıyla o faturalama dönemlerinde bazen sabahlara kadar fatura yetiştirmeye çalışırsınız. Bizim hastanede o döneme “pijama partisi günü” denirdi. Gerçekten de normal mesai saatinden sonra herkes yanında getirdiği eşofmanları ya da rahat kıyafetleri ve terliklerini giyer çalışırdı. Yoksa sabahlara kadar üzerinde takım elbiseyle duramıyorsun.
Buradan da anlaşılacağı gibi, bazı dönemlerde aşırı yorucu bir planla çalışıyorsunuz. Bir de benim gibi orta düzey yöneticiyseniz, tüm bu işleriniz arasında sürekli, gerçekleşen ve beklenen bütçe toplantılarına katılıp, hedef tutturmaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla bu iş bazen çok yorucu olabiliyor. Bu yorucu çalışma şekli sağlığınızı da etkiliyor.
Benim tanı aldığım dönemden birkaç ay önce yöneticim işten ayrılmıştı ve onun görevlerini de vekaleten ben yürütüyordum. Dolayısıyla yorgunluk nedeniyle, uyku düzenimden tutun da psikolojik duruma kadar kendimi kötü hissediyordum. Tabi bir de yöneticim gidince, müdür yardımcılığından müdürlüğe atanacağım diye karşılanmayan bir beklenti içindeydim kendimce aynı zamanda. Hepsi birlikte üst üste gelince ben kısa bir süre içerisinde sürekli uyuyan, uykusunu alamayan, sürekli yorgun biri haline geldim. Bir şeylerde sorun vardı ancak ben bunu hep iş yorgunluğuna ve psikolojime bağlamıştım. Sonra bir gün dahiliye doktoruna muayene olmaya karar verdim.
Hikayenin kırılma noktası da burası sanırım.
Evet. Dahiliye doktoruna mesai bitmesine yakın muayene oldum. Ertesi gün aç karnına tahlil verdim. Zaten iş buradan sonra karmakarışık bir hal aldı. Biz medikal muhasebe çalışanları, kurum faturası düzenlediğimiz için, hastaya yapılan tüm işlemleri detaylı görebiliyoruz. Bunlara doktorların yazdığı notlar da dahil. Tahlil verdiğim gün aşırı yoğun bir iş günüydü ve tahlil verdiğim aklımdan çıkmıştı. Çalışanlardan biri cep telefonuma mesaj attı: “Mehmet Abi, dahiliye muayene kartına bir bak diye”. İşte o an, hayatımın değiştiği an diyebilirim. Dahiliye doktoru, bilgisayar sistemindeki hasta kartıma sebepleriyle birlikte tahlilleri yazmış, viral enfeksiyon testleri ile ilgili notları da düşmüş. Çalışılan Anti-HIV testi kırmızı işaretlenmiş ve yanına bir kod yazılmış. Bu kod, testin doğrulama ya da yeniden çalışılması için dış laboratuvara gönderilmiş olduğu anlamına geliyor.O an sakin kalmaya çalıştım. Kalkıp laboratuvar hekiminin yanına gittim. Kendisi beni görünce hemen kendine bir çeki düzen verdi. Eli ayağı birbirine girdi. Kapıyı kapatmamı söyledi. Sonrasında masanın önündeki sandalyeye oturunca benim konuşmama izin vermeden söze girdi.
“Sistemdeki kodu gördün, di mi?”
“Evet, hocam…”
“Endişelenmeni gerektirecek bir durum yok. Sen de çok iyi biliyorsun bu rutin bir doğrulama. Yalancı pozitif gelme olasılığı da var.”
“Şu zamana kadar siz kaç kere yalancı pozitiflik yakaladınız hocam?”
“Yani ben denk gelmedim, ama sonuç olarak bu literatürde mevcut. Böyle vakalar var.”
O an onun söylediklerine o kadar inanmıyordum ki, beni rahatlatmaya çalışması da çok anlamsız gelmişti. Odasından çıktıktan sonra koridorda yürürken, karşılaştığım her çalışanın suratıma bakma şekillerinden bile işkillenmiştim. Sanki herkes her şeyin farkındaydı ama bana söylemiyorlardı.
Sözünü kesmek istemiyorum, o kadar akıcı anlatıyorsun ki! Peki, sonraki süreçte neler yaşandı? Hastanenin tavrı nasıldı?
Aslına bakacak olursanız hiç kimse bir tavır içerisine girmedi. 10 gün kadar sonra Western-Blot test sonucum pozitif doğrulama ile geldi. Sadece dahiliye hekimi değil, samimi olduğum hekimler falan da bana destek oldu. Hastane başhekimi benimle özel olarak konuştu, desteğini açıkladı, bu durumun asla benimle olan iş ilişkilerine zarar vermeyeceğini, her türlü ihtiyacımda direkt onunla görüşmemi tembihledi falan. Ama iş bu kadarla kalmıyor…
Hastaneden kısa süre sonra ayrıldın sanıyorum, hatta şehir de değiştirdin sonra değil mi?
Evet. Ben Ege’deki küçük bir şehirde yer alan küçük bir sağlık kuruluşunda çalışıyorum. Bu tarz yerlerde teknik olarak her şeyi yapabilirsiniz çünkü şehir küçüktür, insanlar birbirlerini tanırlar ve bu sayede işler döner. Ahbap ilişkisi yani…
Şimdi bu ahbap ilişkisine, sizin “ölümcül, bulaşıcı ve ahlaksızlara özel” bir hastalığa sahip olduğunuzu düşünün, işte o zaman o ahbap ilişkisi kangrene dönüşüyor. Her ne kadar kimse bana ifadeleriyle bir şey ima dahi etmese de, ben kendimi kötü hissediyordum. Günün sonunda o Anti-HIV testi sonucu net değil, kırmızı renkli bir kod var ve bunu hastanedeki pek çok kişi görebiliyor.
Aslında sen kendini izole etmişsin bir bakıma…
Evet. Belki de doğru söylem budur. Girdiğim ruh hali annemin de dikkatini çekti. Biz İzmirliyiz. Annem İzmir’de tek başına yaşıyor. Ama tüm akrabalar vs. hepsi aynı yerdeler. Çevremiz geniş. Genel olarak mutlu bir ortamdır ve ben böyle bir ortamda mutlu bir çocuk olarak büyüdüm. Annemle sık sık telefonda konuşurduk. Dolayısıyla ruh halimdeki değişikliği o da sesimden ve ifadelerimden fark etti ve bir gün bana “izin al gel, birkaç gün havan değişsin” dedi. Ben de hafta ortası izin aldım ve İzmir’e gittim.
İzmir’e gittiğim gün anneme durumu hiç beklemeden anlattım. Tabi kadın biraz şaşırdı, üzüldü ama hiç kendini koyvermedi. “Nerden, nasıl bulaştığı önemli değil! Çözümü nedir?” diye sordu. “Her gün düzenli ilaç kullanacağım. İlaçları kullandığım sürece sorun olmayacak” dedim. “İyi o zaman, nedir bu halin? Sanki üç gün sonra ölecekmiş gibi davranıyorsun” dedi. Annem böyledir. Çözüm varsa, sorun yoktur!
Annen sana farkında olmadan en büyük desteği vermiş aslında.
Evet. O hafta sonu çalıştığım şehre geri döndüm. Her şey normal gidiyordu. Ancak benim içim daralıyordu. Tedaviye de başlamıştım hemen. Ama sanki bırakın çalıştığım hastaneyi, sokakta yürürken dahi herkes bana bakıyor ve benim “HIV’li olduğumu” biliyormuş gibi geliyordu. Dolayısıyla ben ruh halimi toparlayamadım o dönemde. İşin yoğunluğu ve şehre karşı isteksizliğim de gitgide arttı ve ben istifa ettim. Yöneticilerim destek olmaya çalıştı ama ben İzmir’e gitmek ve yeniden başlamak istiyordum.
Yeni tanı ile yeni bir hayata başlamak…
Aynen öyle. Hızlıca eşyalarımı sattım ve iki ay gibi bir sürede şehirden ayrılıp, İzmir’e annemin yanına yerleştim.
Annen ne kadar sevinmiştir.
Sevinmez mi! En büyük destekçim hep o oldu. Bir süre hiçbir şey yapmadım. Yaklaşık 2 ay kadar sadece gezip tozdum. Akrabalarımızın Urla’da yazlığı vardı. Birkaç hafta oraya kaçtım. Derken yeni iş arama serüvenim başladı. Kesinlikle hastanede çalışmak istemiyordum. Dolayısıyla farklı sektörlere yönelmeye karar verdim. Ama sorun şu, ben 10 yıl boyunca çok spesifik ve sağlık sektörüne özel bir iş yapmıştım ve bu sebeple yeni iş ararken de sorun yaşadım. İnsanlar normal bir işe başvurduğumda bile, sanki daha önce hiç çalışmamışım muamelesi yapıyorlardı. Bu da beni çok germişti. Bir gün bu durum değişti.
Başarı hikayesi burda başlıyor sanırım…
(İkimiz de gülümsüyoruz) Artık başarı mıdır bilemem ama her şeyin değiştiği yer orası oldu. Hakikaten tersin yüzünden daha kötü olup olmadığına peşin hüküm vermemek gerekiyor. Annem benim iş aradığımı çevreye iletmiş. Dolayısıyla insanlara kulaktan kulağa yayılmış. İzmir öyle bir yerdir. Uzaktan akrabalarımızdan biri astsubaylıktan yeni emekli olmuştu ve oğlu ile birlikte bir iş kurmuşlardı. Bir site yönetim hizmeti firması. Sitenin tüm mali yönetimi de dahil olmak üzere kapıcısı, temizliği, çevre düzeni vs. her şeyle ilgilendikleri bir işletme. Buraya ön muhasebe ve müşteri ilişkileri ile ilgilecek birini arıyorlardı. Görüşmeye gittim. Akrabalarım beni karşıladılar, oğlunu falan çocukluktan hatırlıyorum. Bilirsiniz muhabbetler hep eski zamana atıfla yapılır. O şöyleydi, bu böyleydi. Benim ne kadar da büyümüş olduğum falan… Sanki kendi çocuğu bebek kalmış gibi sürekli bir eski zaman sohbetleri.
Velhasıl, sohbet muhabbetten sonra daha önce neler yaptığımı anlattım ve benimle çalışmak istediklerini belirttiler. Yalnız maaşı düşüktü çünkü yeni bir işletmeydi. Müşteri bulursam aylık primlerimin olacağını da belirttiler. Ben de kabul ettim. Zaten seçme şansım da yoktu. Sonra elime bir liste verdiler, iş başı için toplamam gereken belgeler listesi. Tabi ben orda Anti-HIV testini görünce başımdan kaynar su döküldü adeta. Yüzümün düştüğünü gören akrabamız “Sorun mu var Mehmet?” diye sorunca, ben de pat diye hiç beklemeden “Anti-HIV testinin sonucunu şimdiden size söyleyebilirim” dedim. Ortam birden sessizleşti.
Ama sanırım hala orda çalışıyorsun.
Evet, evet. Astsubay olan akrabamızın eşi de yeni emekli olmuş bir pratisyen hekimdi. “Hadi beyler siz bir dışarı çıkın, ben Mehmet’le yalnız konuşacağım” dedi. Beyleri odadan çıkardı. Biz baş başa kaldık doktor hanımla. O gün, onların yanına gelene kadar ki tüm hikayeyi anlattım. Kendisi beni sabırla ve dikkatle dinledi, tam hatırlamıyorum ama şöyle bir şeyler söyledi: “Senin bu sağlık durumun seni ilgilendiriyor. Bu çalışmana engel değil. Eğer istersen seni burada tanıdığım enfeksiyon hastalıkları uzmanı arkadaşlarıma da yönlendiririm, hiç endişelenme. Sadece şunu sormak isterim: Biz devlet memuru emeklisi insanlar olarak özel sektörde iş yapmayı bırak, çalışma deneyimimiz bile yok! Biz kendimiz adına çok büyük bir işe giriyoruz ve ne olacak bilmiyoruz. Bize bu işte destek olmak ve birlikte yeni bir hikaye yazmak ister misin?” Hayatım boyunca bir insandan duyduğum en güzel motivasyon cümleleriydi. Tabi ki de evet dedim.
Peki, şimdi durumlar nasıl?
İş ile ilgili her şey yolunda. İş yeriniz sizi sadece maddi değil, manevi anlamda da desteklemeli. Ben bu iki desteği de fazlasıyla bu işyerimden alıyorum. 1 yıldan biraz fazla bir süre geçti. Ama şu anki durumda, yapılacak bir iş öncesi benim de fikrimi almadan işe girişilmiyor. Bu durum da kendimi iyi ve güçlü hissetmeme neden oluyor. Ve şu anda bir kız arkadaşım da var.
Ne güzel, hayırlı olsun? Tanın hakkında bilgisi var mı?
Var, var. O da HIV ile yaşıyor.
Harika. Nasıl tanıştınız?
Ben Facebook’ta sahte bir profil oluşturup HIV gruplarına dahil olmuştum. Bir süre orada tanıştığım bir kadınla gerçek hayatta da görüşmek istedik. Sonrasında da olan oldu işte.
Çok sevindim. Şimdi yavaş yavaş toparlayalım istiyorum. Son sözlerin neler olur, bu yazıyı okuyanlara mesajın ne olur?
HIV çok özel bir hastalık. Siz profesyonel bir birey dahi olsanız, karşınızdaki kişi bir hasta ve bu hastalığı ilk öğrendiğinde durumu, sizin kadar profesyonel karşılayamıyor olabilir. Dolayısıyla söz konusu HIV olduğunda yeni tanı alanlar için farklı destek mekanizmaları geliştirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
+++
Mehmet’in de bahsettiği gibi HIV tanısı çok özel bir tanı ve tanı aldıktan sonrasında yaşanan travma, özel bir destek gerektirebiliyor. Biz sivil toplum kuruluşları olarak her ne kadar bu desteği sağlamak için elimizden geleni yapsak da, kısıtlı kaynaklarımız geniş çaplı projeler oluşturulmasına büyük bir engel teşkil ediyor. Bu sebeple sivil toplum kuruluşları, özne ve hekim dernekleri ve kamu iradesi olarak aynı masaya oturup, destek süreçlerini kurgulamak ve her geçen gün artan yeni tanı sayıları ile birlikte mücadele etmek gerektiğine inanıyoruz. Unutmayalım ki sağlık bir bütündür ve kronik bir enfeksiyonla yaşarken, sağlıklı olma halini psikolojik desteklerle güçlendirmeliyiz.
Yağmur ŞENOĞUZ
Pozitif Yaşam Derneği
Destek Merkezi Koordinatörü
