HIV ile Yaşayan Bireylerin Evlilik Akdi Süreçleri Hakkında Hekimlere Tavsiyeler

Yaz aylarına girdiğimiz ve son iki yıldır yaşanılan koronavirüs pandemisine yönelik kısıtlamaların kaldırıldığı şu günler, evlilik merasimlerinin de çokça gerçekleşeceği zamana denk geliyor. Bu da, özellikle HIV ile yaşayan kişiler açısından, aile hekimlerinin kafasında yine soru işaretleri yaratacağı durumları ortaya çıkaracaktır.

HIV, kırk yıllık varlığı süre- since, bir tıbbi durum olmasından çok yarattığı sansasyon ve beraberinde getirdiği hak ihlalleriy- le, tıp tarihinin en adından söz ettiren hastalıklardan biridir. Bu sebeple dün- yanın pek çok yerinde HIV ile yaşayan kişilere yönelik, kişinin haklarını düzen- leyen ve koruyan mevzuat çalışmaları yapılmış ve HIV ile yaşam kanun nez- dinde koruma altına alınmıştır. Bunun nedeni, kuşkusuz tıp alanında yaşanan gelişmelerin, hasta hakları bağlamında hukuk alanına da sirayet etmesi ve HIV ile yaşayanların toplumsal yaşamının normalleşmesi gerekliliğidir. Mevzuat çalışmalarının da temel amacı HIV’le yaşayan bireylerin özgürlüklerini, haklarını ve alanlarını kısıtlamak değil tam tersine toplumun geri kalanı tarafından dışlanmalarını, ayrımcılığa ve damgalanmaya maruz kalmalarını engellemek ve yasal haklarının muhafazasını teminat altına almaktır. Süreç içerisinde yaşanan olumlu gelişmeler ve B=B gibi HIV ile yaşayan kişiler için önemi büyük bilimsel çıktıların hukuk alanına yansıması da kaçınılmaz bir sonuçtur. B=B kapsamında ayrıca bir tedavi gerektirmeksizin doğum yapılması pek çok hekim tarafından kabul gören bir olgu haline gelmiştir.

Özetle, HIV ile yaşayan bir kişinin HIV ile yaşayan veya yaşamayan bir kişiyle evlenmek istemesi hali kanun önünde eşit işlem görme hakkı kapsamındadır. Küçük ve özel teknik uygulamalarla HIV ile yaşayan bireylerin evlenmelerinde bir engel yoktur. Bu uygulamaların zorlanmadan sağlanması ise sağlık personelinin güncel HIV bilgisi ile meslek içi eğitime tabi tutularak bilgilendirilmesi ve buna göre vakaya yaklaşımının sağlanarak sürecin çözümlenmesi yoluna gidilmesi suretiyle gerçekleşebilir. Yani süreci kan testleriyle ve doğrulamalar ile geçirmek yerine, doğru bilginin verildiği özel bir süreçle kolaylıkla yürütebiliriz. Bu kısa ama önemli açıklamadan sonra T.C. mevzuatına göre HIV ile yaşayan bir kişinin evlenmesi süre- cinde bir hekimin neler yapması ya da nasıl davranması gerektiğini de açıklamaya çalışalım.

Mevzuatta sağlık durumu nedeniyle evlilik yasakları, 06.05.1930 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan 1593 Sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 123. ve 124. maddelerinde belirlenmiştir. İlgili kanunun 123’üncü maddesinde şu yazar:

 

Eski kanun metinleri Osmanlı Türk- çesi ağırlıklı yazıldığı için anlaşılması zor olabiliyor. Bu maddenin günümüz Türkçesi ile açıklaması da şu şekilde oluyor:

“Frengi, bel soğukluğu, yumuşak şankr, cüzzam veya bir akıl sağlığı hastalığı olanların evlenmesi yasaktır. Bu hastalıkların ilgili sağlık kuruluşlarında tedavisinin yapılarak bulaşma tehlikesinin geçtiği ya da hastalığın tamamen iyileştiği tabip raporu ile belgelenme- dikçe ilgili kişilerin evlenmelerine izin verilmez.”

İlgili kanunun 124’üncü maddesinde de şu yazmaktadır:

Yani, ilerlemiş bulaşıcı nitelikte verem hastası olanların evlenmeleri altı ay süresince ertelenir. Bu süre zarfında eğer iyileşme gözlemlenmezse, bu süre altı ay daha uzatılır. Bu süreçte, tedaviyi üstlenen tabipler, evlenecek her iki bireye de hastalığın risklerini ve bu durumda evlenmenin mümkün olamayacağını bildirmekle yükümlüdürler. Ek olarak, 17.08.1931 yılında çıkarılan ve 1593 Sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 123 ve 124. Maddeleri gereği düzenlenen ‘Evlenme Muayenesi Hakkında Nizamname’de de, yapılacak muayenenin usulü ve yöntemi detaylıca belirlenmiştir ve HIV ile ilgili bir taramaya yer verilmemiştir. En son 1985 yılında çıkarılan Evlendirme Yö- netmeliği’nde de HIV enfeksiyonu, evlilik yasağı olarak listelenmemiştir. İlgili yönetmeliğin 15. maddesinde;

“e) Sağlık raporunun/resmi sağlık kuru- lu raporunun bulunmaması: 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununa dayanılarak, 17/8/1931 tarihli ve 11682 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Evlenme Muayenesi Hakkında Nizamnamede öngörülen usul ve esaslar doğrultusunda sağlık raporu alınmaması durumunda evlenme yapılamaz.” demektedir.

Bahsi geçen mevzuat detaylarına istinaden “Ama zaten HIV enfeksiyonu o zamanlar olmadığından mevzuata girmemiş olması çok doğaldır.” diye düşünebilirsiniz ve HIV enfeksiyonunu da bu maddelerdeki belirtilen sağlık durumları ile kıyas yapabilirsiniz. Ancak ilgili mevzuatta belirtilen yasaklar, sınırlı sayıda belirlenmiş hastalıklar için geçerlidir ve bu durumda ilkesel olarak bahsi geçen hastalıklar kıyasen çoğaltılamaz. Yani bu yasaklar sınırlı sayıda olup kıyas yoluyla çoğaltılması müm-kün değildir ve bunların arasında HIV statüsü yazılı değildir. Dolayısıyla HIV ile yaşamak evlenme yasakları arasın- da kanunen yer almamaktadır.

Peki, kanun bu kadar net bir şekilde süreci tanımlarken, hekimler HIV ve evlilik konusuna nasıl yaklaşacaklar?

Primum non Nocere

Günümüzde evlilik öncesi tarama testlerin arasında HIV testinin de bulunması, henüz mevzuatla belirlenmiş bir husus değildir. Mevcut uygulamada yapılan HIV testleri, İl Sağlık Müdürlükleri genelgeleriyle ve belediye uygulamalarıyla herhangi bir kanuna ithafen olmadan, halk sağlığını korumak amacıyla, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün bu yöndeki talebine istinaden yapılmaktadır. Kanunla belirlenmemiş süreçlerin genelge yoluyla uygulamaya alınması durumunda da sahada çok farklı uygulamalar olduğu gözlemlenmektedir. Bunlar arasında, HIV ile yaşadığı tespit edilen bireye sağlık raporu verilmemesi, hekimler tarafından evlenmesine müsaade edilmemesi ya da T.C. Sağlık Bakanlığı’nın uygulamaları arasında bulunmamasına rağmen enfeksiyon hastalıkları uzmanından kaşeli imzalı “uygundur” belgesi talep edilmesi gibi angarya olarak nitelendirilebilecek ve görevli memurun görevini kötüye kullanması suçunu dahi oluşturabilecek uygulamalar bulunmaktadır.

Yukarıda sayılan bir dizi mevzuat ge- reği HIV ile yaşayan bireylere evlilik müsaadesinde bulunulmaması suç oluşturmasının yanında, kişiye tanımlanmış medeni hakların en az birinden mahrum bırakılması sonucunu doğurmaktadır.

Evlilik sürecinde eşlerden birinin HIV ile yaşıyor olması ya da test aracılığıyla yeni tanı almış olması süreçlerinde yapılacak uygulama aslında açık ve nettir. Eğer birey henüz yeni tanı almış ise tanı sonucu, rutin işlemlerde olduğu gibi Western-Blot doğrulama testine gönderilir ve “ANTİ HIV Pozitifliği Bilgilendirme Tutanağı” imzalatılarak, doğrulama testi sonucu beklenmesine gerek olmadan bireye sağlık raporu verilmelidir. Aile Sağlığı Merkezlerinde görevli aile hekimlerinin doğrulama testi sonucu beklemek ya da farklı ileri tetkikler istemek suretiyle sağlık raporu vermeme gibi bir hakkı yoktur.

Eğer hasta zaten tedavi altında olan bir HIV ile yaşayan kişi ise, bu durum kolaylıkla e-Nabız üzerinden kullanılan HIV tedavisi ilaçlarıyla veya kişinin sağ- lık raporu ibraz etmesi suretiyle tespit edilebilmektedir. Bu durumda HIV testi ya da HIV’e istinaden başka ileri düzey test yaptırılmasına gerek yoktur. Bunu özellikle belirtiyoruz, çünkü hastanın HIV ile yaşadığını ve tedavi altında ol- duğunu bilmesine ve kanıtlamasına rağmen, HIV testi yaptırıp doğrulama testi talep edildiği uygulamada karşılaşılmaktadır.

Kişi evlilik testleri esnasında tanı alsın veya önceden tedavi görüyor olsun fark etmeksizin yapılması gereken, “müstakbel eşe bilgilendirme metni imzalatarak beyanını almak ve özlük dosyasında saklamaktır.” Bu basit uygulamayla hekimin toplum sağlığını koruma görevi ifa edilmiş olacaktır.

Sahada gözlediğimiz ve hekimler açısından zorlayıcı olan diğer önemli konu ise, hastanın müstakbel eşinin konu ile ilgili bilgilendirilip bilgilendirilmeyeceğine yönelik kafa karışıklığıdır. Aslında bu mevzu da, sağlık otoritelerinin güncel kararları ile kolaylıkla çözümlenebilecek bir konudur.

Öncelikle hekimin, hasta mahremiyeti ile toplum sağlığı arasında bir denge gözetmesi gereklidir. Eğer müstakbel eş, kişinin HIV ile yaşadığını biliyorsa zaten herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Ancak müstakbel eşin, kişinin HIV ile yaşadığını bilmemesi durumunda ise devreye Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 9. maddesindeki “Sıra Saklama Yükümlülüğü” girmektedir.

İlgili yükümlülük maddesinde “Hekim, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. Hastanın ölmesi ya da o hekimle ilişkisinin sona ermesi ise, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ancak hastanın onam vermesi ya da sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanların yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi koşuluyla, hekim bu sırrı saklamakla yükümlü değildir. Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi de, meslek sırrının açıklanması anlamına gelmez. Hekim, tanık ya da bilirkişi olarak mahkemeye çağrıldığında olayın meslek sırrı olduğunu ileri sürerek bu görevlerinden çekilebilir.” denmektedir.

Buna ek olarak, Ulusal AIDS Komis- yonu ilke kararlarında hastanın ikna edilememesi halinde, hekimin mesleğin gereğine göre doğru seçimi yapması gerektiğine hükmetmiştir. Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyesi de, hastaya müstakbel eşine mevcut sağlık durumunu açıklaması için belirli bir süre tanınması, ancak somut bir tehlike mevcut ise ve makul süre içerisinde hasta tarafından statü partner ile paylaşılmamış ise hekimin açıklamasının gerektiği yönündedir. Burada somut tehlike, kişinin HIV ile yaşaması değil, kişinin HIV ile enfekte olmasına rağmen henüz ilaç tedavisi almıyor olması nedeniyle bulaştırıcılığının yüksek olması ve aynı zamanda riskli hareketlerde bulunuyor olması durumudur. Yani kısaca ulusal mevzuatta, hekimin sır saklama yükümlülüğü bir başkasının hayatının tehlikeye atıldığı noktada sonlanmaktadır. Her vaka için hekimin kendisi karar vermelidir. Hasta cinsel ilişki sırasında korunuyor, riskli temaslardan kaçınıyor ve ayrıca ilaç tedavisine de başlamış ve ilaç di- yetine sadık kalıyorsa, buna rağmen eşinden statüsünü gizliyor ise bu defa hastanın statüsünü müstakbel eşine açıklaması yönünde yönlendirildiği an-cak buna rağmen açıklamak istemediği ve riskli temaslardan kaçındığı gibi bir beyan alınması yeterlidir. Bu evrakın özlük dosyasında saklanması suretiyle hekim görevini yine ifa etmiş olacaktır. Kişinin müstakbel eşinden statüsünü saklayarak evlenmesi ise aile hukuku anlamında boşanma sebebi veya nisbi yokluk sebepleri arasında ayrıca tar- tışılabilir. Ancak evlilik hukuku kapsamında uygulama budur.

Tüm bu anlatımlarımızı özetlemek gerekirse;

• HIV ile yaşayan bireylerin, her ne şekilde olursa olsun, evlenmelerine bir engel yoktur. Bireyin yeni tanı almış olması ya da zaten HIV ile yaşıyor olması, evlilik öncesi sağlık raporunun verilmesine engel değildir. İleri tetkik, uzman görüşü veya benzeri kanıtlayıcı belge ve bilgi talepleri durumunda raporu düzenlenmesinin geciktirilmesi ya da gerçekleşmemesi hak ihlali oluşturmaktadır ve hukuken suçtur.

• Düzenlenecek sağlık raporunda, HIV enfeksiyonuna yönelik betimlemelerin yazılması kişisel sağlık verisinin ifşası olarak nitelendirildiğinden raporda sadece “evlenmelerinde engel olmadığına dair” bilgi yazılması yeterlidir. Aksi durumlar hukuken suçtur.

• Yeni tanılarda, tanı alan kişinin rızası ile müstakbel eşe bilgilendirme yapılmalıdır. Hekimin somut tehlike görmemesi halinde partner ile paylaşılması zorunlu değildir; ancak uygun olan kişinin rıza sonrası müstakbel eşe hastalığı ve tedavisi hakkında bilgilendirme yapılması, mevcut durumu ve sonuçlarını anladığına dair beyanının altına imzasının alınması ve bu belgenin hastanın özlük dosyasında muhafaza edilmesidir. Hekim bu süreçte, ahlakçı ve yargılayıcı yaklaşımdan uzak durmalıdır. Hastanın buna rağmen statüsünü paylaşmaması halinde bu defa hastadan imza alınan bir tutanak özlük dosyasında muhafaza edilebilir. Somut tehlike olması halinde ise, belli bir süre tanındıktan sonra hekim statüyü müstakbel eşe açıklayabilir. Tüm bu anlatılanlara istinaden Türk Ceza Kanunu’nun hekimin sorumluluklarına dair hükümleri ise saklıdır.

Av. Fırat Can Güngör

Şendoğan & Güngör Hukuk Bürosu