DİNAMİK GENÇ NÜFUS

HIV tedavisinde başarı, hasta ile doğru ve etkili iletişimin kurulmasına dayanmaktadır. Hastanın hekimine duyduğu güven, tedavi sürecinin gerekliliklerini harfiyen yerine getirmesi sonucunu doğurmaktadır. Dönemin getirdiği yaşamsal ve bağlamsal farklılıklar göz önüne alındığında Z kuşağı hastalarla, onların anlayış tarzlarına göre kurulacak iletişim, bugüne kadar deneyimlediğimiz hasta karakteristiğinden farklı ve daha dinamiktir.

Alaturka yaşadığımız 80’lerden günümüze değin toplumsal sosyal, sağlık ve hayatımızın birçok alanında önemli değişme ve gelişmeler oldu. Bilişim teknolojisi ve dijital dünyaya girişle birlikte geleneksel toplum yapısında, sosyal ilişkilerde ve hayata bakışta önemli farklılıklar oluştu. Ataerkil aile yapıları yavaş yavaş yerini merkeze bireyi alan, özgürlük alanlarını geliştirmeyi önemseyen bir bakışa terk etmeye başladı. Bu bakış açısıyla yetişen gençler eskiden kendini rahatça ifade edemezken, toplumsal ve geleneksel yaklaşımları bir kenara koyup kendi duygu ve düşüncelerini ortaya koyabilen, özgürce kararlar alan ve daha çok araştırıp sorgulayan bireylere dönüştüler. Bu yazımda HIV ile yaşayan genç bireylerin tanı anından başlayarak hastalığın seyri sürecinde yaşadıkları zorluklar, duygu, tutum ve davranışlarını, kendi gözlemlerim ve yaşanmış olgu deneyimler ışığında sizlerle paylaşacağım. Genç erişkinlik döneminin sorunları sağlıklı ve HIV ile yaşayan bireylerde temelde birbirine benzer olup dönemsel, ailesel ve toplumsal başta olmak üzere birçok faktörden etkilenmektedir. Öncelikle bu sorunlara temel oluşturan süreçlere biraz daha yakından bakalım isterseniz…

Az önce bahsettiğim gelişmelerle birlikte sosyal medya gibi teknolojik imkanların yaygınlaşıp rutine girmesi, genç nesli direkt ilişki kurmak ve sosyalleşmek konusunda yetersizliğe doğru sürükleyerek bir anlamda içe kapanmalarına neden oldu. Bunun yansıması olarak da, kendilerini ifade ederken kullandıkları anadilin kısaltmalarla ve giderek daha yetersiz bir biçimde konuşulması nedeniyle, duygu ve düşüncelerini doğru şekilde aktaramamaları sonucunu doğurdu. Maalesef eski kuşak olan bizler de, onların içinde bulundukları bu yeni durum ve davranışsal sorunları çoğu kez görmezden gelip kendilerini ifade edebilmelerine ve farklılıklarını aktarabilmelerine pek fırsat tanımıyoruz. Bu durum iletişimimizin önünde büyük bir engel oluşturmakta olup, aynı zamanda genç nesillerle aramızdaki bağları ve güven ilişkimizi zayıflatmaktadır. Nitekim tıp eğitimi alanında da bu durumun önemli yansımalarını gözlemliyoruz.

21.yüzyılı yaşarken birçok dünya ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de “stigma” adı verilen damgalanma korkusunun, kaliteli ve yeterli sağlık hizmetine ulaşma konusunda hastalarımız açısından halen bir kâbusu olduğunu biliyoruz. Zaman içinde HIV/AIDS hastalığı hakkındaki birikimlerimizin artması bu bakışı önemli oranda yıkmış olsa da sağlık uygulamalarında ne yazık ki halen sancılarını çekmekteyiz. Özellikle 18-25 yaş arası genç bireyler cinsel yönden aktif dönemde olmaları nedeniyle hastalık açısından potansiyel riske sahiptirler. Eğitimle bilinçlenme ve bariyer önlemlerine uyum, hastalıktan korunmanın temel taşları olmakla birlikte, riskli temas ve hastalanma durumunda bireyin kendini rahatça ifade edebilmesi ve sağlık hizmetine kolayca ulaşabilmesi de çok önemli olan diğer ögelerdir. Büyük şehirledeki yoğun nüfus, sosyo-kültürel yapının farklılığı gibi nedenlerle hastaların kendilerini ifade etmeleri nispeten daha kolay olsa da, özellikle perifer şehirlerimizde mahalle baskısından dolayı bu çok daha zor olmaktadır. Genç hastalarımızın çoğu, hastalığının duyulmasından endişe ederek bulundukları şehirde sağlık hizmeti almaktan çekinmekte ve büyük şehirler veya yurt dışında tedavi imkanı aramaktadırlar. Cinsel gelişim sürecinin en zorlu yıllarında olan bu genç bireyler, bir de hastalıkları ve cinsel tercihleriyle ilgili baskılara maruz kalınca kendilerini kızgın ama daha çok da üzgün, yorgun, mağdur ve yalnız hissetmektedirler.

Her hasta hekim ilişkisinden beklenildiği şekilde HIV ile yaşayan bireyler için de hasta mahremiyeti ve güven çok önemlidir. Onlara yardımcı olabilmek için öncelikle yargısız, tarafsız ve sabırlı bir dinleyici olmak gerekmektedir. Ben de güvenlerini kazanmak için onlara en başta yargılamadan, etik kurallar çerçevesinde dürüst ve samimi davranmaya özen gösteriyorum. Genç insanların duygu dünyası erişkinlerden daha farklı ve bakışları daha hassastır. Umutları ve inançları bir kez kırıldığında artık size güvenleri sarsılmakta, bu da tedaviye uyum ve bağlılıklarını olumsuz etkilemektedir. Sonuç olarak bu durum iyileşme, hayat kalitesi ve yaşam süreleri üzerine direkt olarak olumsuz etkimektedir. Ailelerin daimi desteği bu bakımdan yadsınamaz derecede önemli olmakla birlikte, bizler de sağlıkçılar olarak gençlerimizle güven temelinde sağlıklı ilişkiler geliştirirsek onlara kendini rahat ve doğru ifade etme şansını vermiş oluruz. Tam bu konuya uygun olan, geçmiş meslek deneyimlerimden iki genç olguyu kısaca paylaşmak isterim sizlerle…

Birinci olgum tıp fakültesi mezunu genç bir erkek doktorumuz. Bana kullandığı farklı ilaçlara rağmen boğazında 3-4 haftadır iyileşmeyen yara ve ağrı şikayetiyle gelmişti. Büyük şehirlerimizden birinde bir tıp uzmanlığı kazanmış olup asistanlık sürecine başlama arifesindeydi. O yıllarda ben de henüz genç bir akademisyendim. Hastanın hikaye ve fizik muayenesinin ardından istemiş olduğum ELISA testinde yüksek titredeki anti-HIV antikor pozitifliği ile “akut HIV enfeksiyonu” ön tanısını koymuştum. Hikayesini ilk sorguladığımda yanında annesi vardı ve bana riskli cinsel temas öyküsü vermemişti. Öğleden sonra bana geldiğinde ise yanlızdı. Bu arada hastayla baş başayken temas hikayesini tekrar sorguladığımda bana hayatında ilk defa korunmaksızın riskli bir ilişkisi olduğunu söyledi. Mikrobiyoloji laboratuvar sorumlusuyla görüşerek hastaya testinin tekrarının gerektiğini söyledim ancak doğrulama testi sonrası gelecek sonucun HIV açısından kuvvetli olasılıkla pozitif olacağından pek de kuşkum yoktu açıkcası. Annesinin yanında kendini ifade etmekten çekinmişti. Ancak hastayla kısa sürede sağlam adımlar attığımız güven ilişkisinde bana kendini ifade edebilmişti. Hastayı hastalığının başlangıç evresinde yakalamıştım ve hastaya durumunu kesinlik içermeyen uygun cümlelerle ifade etmiştim. İlk etapta adeta inkar, endişe, savunma ve pişmanlıkla karışık bir duygu ve tutum mozaiği içinde olduğunu gördüğüm hastam, açıklamalarımla kısmen rahatlamış olarak odamdan ayrılmıştı.

İkinci olgum Azerbaycan kökenli 20’li yaşlarda yine genç bir erkek olguydu. İstanbul’da yalnız yaşıyordu, ailesi yurt dışındaydı. Ailesinden ekonomik destek dışında pek bir ilgi ve alaka göremeyen genç hasta manevi anlamda kendi yağıyla kavruluyordu. Hastanemiz aciline yüksek ateş, bitkinlik, kilo kaybı şikayetleriyle getirilmişti. Hastayı ayrıntılı hikaye, muayene ve laboratuvar testleri yardımıyla değerlendirdiğimde, ileri evre bir HIV/AIDS olgusu olduğunu anladım. Üzücü olan ise birçok fırsatçı enfeksiyon ve kanser hastalığını aynı zamanda bünyesinde barındırıyor olması nedeniyle ortalama yaşam beklentisinin çok düşük olmasıydı. Birçok tanısal test ve akabindeki tedavilerin ardından iki haftanın sonunda, hastada fırsatçı enfeksiyonların gürültülü seyri kısmen yatışmış ve nihayet haliyle taburculuk noktasına gelebilmişti. Dikkat çekici olan önemli bir konu, olgunun hastalığını önceden biliyor olmasına rağmen kendisine önerilen temel tedavi ilaçlarını zamanında ve düzenli olarak kullanmamış olmasıydı. Kendisine hastalığı ve gidişhatı hakkında verdiğim bilgilere rağmen pek oralı gözükmüyor gibiydi. Annesi ise yatıştan birkaç gün sonra ancak oğluna refakat edebilmişti. Kendisini bilgilendirip her türlü kötücül gidişe hazırlamaya çalışmıştım. Ancak sürekli ağlıyor, oğlunun mevcut kötülük hali bir yana hastalığının varlığını ve hatta riskli davranışlarının dahi olacağını kabullenemiyordu. Günler içinde anladım ki anne-oğul arasında bir kuşak farkı ve hatta ciddi bir iletişimsizlik sorunu da var gibiydi. Sanki ikisi farklı bir dünyayı yaşıyordu. Bense güven temelinde gelişen bir hasta-hekim ilişkisinde bir taraftan hastamdan doğru hikaye alıp hastalıklarının teşhis ve tedavisi konusunda elimden geleni yapmanın mutluluğunu yaşıyor diğer taraftan ise bu genç olguda tedavi uyumsuzluğunun neden olduğu hastalık ilerleyişine hüzünleniyordum. Eğitim yetersizliğinin yanında psikolojik açıdan aile desteğinin yokluğu da bu ilerleyişteki önde gelen nedenlerdendi. Tüm bunların yanında bu gibi ileri olgularda sıklıkla görebildiğimiz ve depresyon, madde kullanımı gibi durumlara eğilim yaratan nöropsikiyatrik sorunlar olgumuzda da mevcuttu. İlgili branşla- rın da desteğiyle aşmaya çalıştığımız bu sorunlar tedavi uyumsuzluğunun kuşkusuz diğer önemli nedenleriydi.

En başta biz sağlıkçılar olmak üzere toplumda HIV/AIDS’e karşı olması gerektiği gibi önyargısız bakarak, hastalığı kronik bir hastalık/sorun olarak ele almalı ve etiketleyici davranışlardan uzak durmalıyız. Özellikle geleceğimizin teminatı olan gençler başta olmak üzere yapılacak eğitim faaliyetleri ile onların bilgi ve farkındalıklarının artırılması, sorunlarını rahatça dile getirerek onlara çözüm bulabilmeleri imkanını sağlayacaktır.

Son olarak, konuya yıllarını vermiş bir akademisyen hekim olarak genç bireyler için önemli bazı tavisyelerde bulunmak isterim. HIV ile ilgili güncel kaynaklardan bilgilenip, korunma tedbirlerine uymaları, hastalık veya şüphesinin varlığında gerekli tanı testlerini yaptırmaları ve kendilerini uzmanlarla iletişime açık tutmaları hayati öneme sahip olacaktır.

GENÇ NÜFUS VE HIV HAKKINDA KİLİT MESAJLAR

֮

  • Gençler (15-24 yaş) arasında yeni HIV enfeksiyonlarında %46’lık bir düşüşle son 10 yılda kaydedilen ilerlemeye rağmen dünya hala, genç nüfus için belirlenen hedeflere ulaşmanın çok gerisinde. Özellikle doğu ve Güney Afrika’daki bazı ülkelerde, her ne kadar yapılan önleme ve azaltma çalışmaları düzensiz olsa da, gençler arasında yeni HIV tanılarında belirgin düşüşler görülmüştür. Ancak çoğu ülkede genç kilit nüfusta HIV insidansının azaltılması konusunda çok sınırlı ilerleme söz konusudur.
  • Rıza yaşını belirleyen yasa ve politikaları, ergenlerin ve gençlerin cinsel sağlık, üreme sağlığı ve HIV tanı ve tedavi hizmetlerine erişimi önündeki başlıca engellerden biridir. Gençlerin sağlık ve refaha yöne- lik hizmetlere, diğer tüm insanlarla eşit bir şekilde erişimini sağlamak için bu engellerin kaldırılması gerekmektedir.
  • Yeni bulaşmaları önlemeye yönelik geliştirilen ulusal strateji ve programlar, gençlerin, özellikle genç kadınların ve yüksek insidans bölgelerindeki genç kilit nüfusun ihtiyaçlarını, tüm çeşitlilik ve farklılıklarını dikkate alarak, bütünsel olarak ele almalıdır.
  • 2019’da dünya çapında her yedi yeni HIV tanısından ikisi, 15-24 yaş grubunu oluşturan gençlerden oluşmaktaydı. Cinsiyet eşitsizlikleri, cinsiyete dayalı şiddet, yoksulluk, damgalama, ayrımcılık ve kapsamlı cinsel eğitim programlarının yetersiz uygulanması gibi ergen kızların, genç kadınların ve genç kilit nüfusun savunmasızlığını ve HIV bulaş- ma riskini artıran yapısal faktörlerin ele alınması için daha fazla çaba sarf edilmelidir.
  • HIV ile mücadelede geliştirilen süreçlerde ve karar alma alanlarında, anlamlı katılımlar yapmak ve yeni neslin liderliğini mücadeleye kazandırmak adına, gençlerin mücadeleye katılımının önündeki engeller kaldırılmalı ve onların liderliğinde devam eden konularda sürdürülebilirliği sağlamak adına ölçe değerlendirme yapılmalıdır.
  • Küresel olarak, her üç gençten yalnızca biri HIV’den korunma konusunda doğru bilgiye sahip! Hem okulda hem de okul dışında yüksek kaliteli, cinsiyete duyarlı, yaşa uygun kapsamlı cinsellik eğitimi programlarına erişim sağlanmalıdır. Yeni HIV enfeksiyonlarını önleyebilmek için gençlerin ihtiyaç duydukları bilgilere kolay erişimlerinin tesis edilmesi gerekmektedir.

Kaynak:

Young People and HIV, UNAIDS, 2021,

https://www.unaids.org/sites/default/files/media_asset/young-people-and-hiv_en.pdf

Prof.Dr.Selçuk KAYA

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi

Enfeksiyon Hast. ve Kln.Mik. ABD Başkanı