COVID-19 pandemisi tüm insanlığı pek çok yönüyle olumsuz etkiledi. HIV ile yaşayan kişileri ise çok daha fazla. HIV enfeksiyonu ile ilgili pandemi öncesi neredeydik, nereye evrildik ve gelecekte bizi neler bekliyor masaya yatırma zamanı şimdi!
Pandemi öncesi süreçte HIV alanında çok önemli gelişmeler oldu. UNAIDS’in 2014’te koyduğu 90-90-90 hedefine neredeyse gelişmiş ülkelerin tamamı ulaşmış, diğer ülkelerde de anlamlı de- recede yüksek oranlar kaydedilmeye başlanmıştı. Tedavi için artık çok etkili, çok güvenli ve kullanımı çok kolay ilaç-lar var ve tedaviye ulaşmak dünyanın bir çok yerinde çok kolaydı. Tedaviye uyum oranları yüksekti. Düzenli teda-
vi alan ve viral yükü belirlen- meyenlerin virüsü bulaş- tırmadığı gerçeğini çokça konuşur olmuştuk. Eğitimler, kampanyalar, farkındalık çalışmaları, PrEP kullanımı gibi yürütülen pek çok strateji ile dünyada yeni olguların sayısı giderek azalmaktaydı. HIV epidemisini sonlandırmak için elimizde tüm araçlar vardı. HIV ile yaşayan kişilerin maruz kaldığı damgalama ve ayrımcılık ise yıllar boyu olduğu gibi halen en önemli sorun ve HIV enfeksiyonunun değişmeyen gerçeğiydi. HIV ile yaşayan kişiler artık genel popülasyonla benzer yaşam sü- resine sahipti, o halde artık yaşam kalitelerini artırmak için daha fazla çabalanmalıydı.
Peki ya pandemi neleri değiştirdi?
Neyse ki yapılan pek çok bilimsel çalışmada HIV ile yaşayan kişilerde ‘ciddi bir immün yetmezlik yok ise’ COVID’in klinik olarak genel popülasyondan farklı seyretmediği gösterildi. Ülkemiz için konuşursak tedaviye ulaşmada da bir sorun yaşanmadığını söyleyebiliriz. Raporu olan kişiler sağlık kuruluşlarına başvurmadan eczanelerden rahatlıkla ilaçlarını temin edebildiler. Ancak dünyanın farklı bölgelerinde tedaviye ulaşmada güçlükler yaşandığını biliyoruz.
Pandemi döneminde 90-90-90 hedefi ne yazık ki dünya genelinde sekteye uğradı. Test merkezleri kapatılmak zorunda kalındı, pek çok klinik ve laboratuvar yalnızca COVID için çalıştı, insanlar hastalık bulaşması korkusu ile sağlık kuruluşlarına başvurmaktan çekindiler ve dolayısıyla tanı alamadılar. Dünyadan ve ülkemizden epidemiyolojik veriler de bunu destekliyor. Yeni tanılı kişilerin sayısının pandemi döneminde yarı yarıya azaldığı bil- diriliyor. Ayrıca bu durum hastalığın geç evresinde tanı alınması ile sonuçlanıyor ki bu da hem HIV’in yayılımının artması hem de hastalığın seyrinin olumsuz etkilenmesi demek.
Tedaviye uyum da tabii bu süreçte pek çok sebeple etkilendi; psikolojik, ekonomik, sosyal sorunların yanı sıra HIV bakımının aksaması, kişilerin hekimleri ile görüşememesi vb… Sağlık kuruluş- larına takibe gitmeyen kişilerde gelişen komorbiditelerin veya ilaç yan etkilerinin yönetilememiş olması da bir başka etken.
Pandemi sonrası yeni bir sayfa mı açacağız?
Bundan sonra da zorlu bir süreç bekliyor hepimizi. Onca yol katedilmişken bir çok şeye yeniden başlamak gerekecek belki de. HIV bakımının ve tedavi uyumunun önemi bu süreçte tanı almış kişilere yeniden anlatılmalı, sağlık kuruluşlarına gitmeleri sağlanmalı. Tanı almamış kişilerin teste teşvik edilmesi için yeniden ve daha fazla farkındalık çalışması yapılmalı. Artık HIV’i gündemimize almalı ve daha çok konuşmalıyız. Belki bundan sonra tele-sağlık sis- temlerini hayata geçirmeliyiz. Ve tabii ki bizi bekleyen yeni salgınlara daha hazırlıklı olmalıyız.
Prof. Dr. Hayat Kumbasar Karaosmanoğlu
S.B.Ü. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji ABD
