Göç ve HIV arasındaki ilişki oldukça karmaşık bir konudur. Bir konumdaki HIV bulaşma ve salgının yayılmasını riskini etkileyebilen önemli bir başlık olarak karşımıza çıkan göç konusu, günümüz hızla değişen insani şartları göz önüne alınarak incelenmelidir. Göçün gerçekleştiği coğrafyanın dikkatle takip edilmesi ve aynı zamanda da göçten etkilenen her kesimden bireyin sağlıklı hallerinin tesis edilmesi gerekmektedir. Söz konusu HIV enfeksiyonu olduğunda da bu durum, salgının yayılmasını önlemek adına bir dizi bütünsel çalışmaların yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Son on yılda Antalya ilindeki HIV enfeksiyonunun karakteristiği ve bu karakteristiği etkileyen faktörler çeşitlenmekle birlikte, dikkatle ele alınması gereken özelliklere sahiptir. Antalya, Türkiye’nin güneyindeki güzel bir sahil şehri ve turizm merkezi olmasının yanı sıra, HIV salgını açısından da artık dikkatleri üzerine çeken önemli bir bölgedir. İl genelinde, HIV ile yaşayanların büyük bir bölümünün erkeklerden oluştuğu gözlenirken, özellikle erkeklerle seks yapan erkekler (ESE/MSM) arasında artış görülmektedir. Ayrıca, özel hastanelere erken tanı ve tedavi için başvuruların da yükselişte olduğu gözlemlenirken, kamu hastanelerinde ise hala geç tanıkonulan hasta sayısının yüksek olduğu kayıt altına alınmaktadır.
Antalya’daki HIV salgınına etki eden faktörlerin başında ise Rus-Ukrayna savaşı ve bu savaşın neden olduğu yoğun göç akışı geliyor. Göçmenlerin tedaviye erişiminde yaşadığı sınırlılıklar ve HIV ile yaşayan gençlerin erken tanı almasındaki zorluklar, bu konuyu daha da karmaşık hale getiriyor.
Bir Bakışta Antalya’da HIV
Son on yılda Antalya’da HIV enfeksiyonunun karakteristiği oldukça ilginç değişikliklere sahne oldu. HIV ile yaşayanların yüzde 70’i erkeklerden oluşurken, özellikle erkeklerle seks yapan erkekler arasında bir artış söz konusudur ve tanı konma zamanı ve yerinin karakteristiği de değişiklik göstermektedir. Örneğin, merkez başta olmak üzere il genelinde erken tanıda artış görülmesine rağmen, kadın seks işçileri arasında geç tanı konulan vakalar hala mevcut. Buna ek olarak ise COVID-19 salgını geç tanı almalarına yol açarak durumu daha da karmaşık hale getirdiğinin de altını çizelim. Rutin HIV kontrolü ya da operasyon öncesinde yapılan testler gibi farklı nedenlerle özel hastanelerde yapılan testlerde erken tanı vakaları artarken, kamu hastanelerinde ise hala geç tanı konulan hastaların varlığı söz konusudur.
Yıllar içerisinde gerek turizm, gerekse iç göçe maruz kalan Antalya, artan nüfusun da etkisiyle yaşamın giderek zorlaştığı bir şehir haline gelmiştir. Son yıllarda yaşayan uluslararası insani olaylar nedeniyle de dış göçün etkisinde kalan şehir, sağlık hizmetlerinin sunumundan, ihtiyaç sahibi nüfusa erişimi ve doğru sağlık hizmetlerinin sunumuna kadar bir dizi başlıkta önemler alınması ve adımlar atılması gerekliliğini bize göstermektedir.
Savaş ve Göç
Antalya, ülkemizin değerli bir turizm merkezi olarak uzun yıllardır, kuzey ülkelerden insanların sıklıkla ziyaret ettiği ve bazen de yaşamlarını devam ettirmek için yerleştikleri bir şehirdir. Başta Rusya olmak üzere, Ukrayna ve diğer kuzey ülkelerinin gözdesi olan bu şehir, Rus-Ukrayna savaşı nedeniyle farklı bir göç odağı haline gelmiştir. Savaş ile başlayan yoğun göç dalgası, Antalya’daki HIV enfeksiyon karakteristiğini büyük ölçüde etkilemiş ve bir anlamda tanı ve tedaviye erişim konularında oluşan büyük bir boşluk sorunsalını da gündeme getirmiştir.
Savaş ile birlikte Ukrayna’dan diğer ülkelere başlayan göç ile birlikte, son dönemde Antalya’da Ukraynalı HIV ile yaşayan kişilerin sayısında doğal bir artış gözlemlenmektedir. Kendi içerisinde farklı bir karakteristiğe sahip olan Ukraynalı göçmenlerin arasında yer alan HIV ile yaşayan kişilerin bir kısmı ülkelerinde tanı alarak ülkemize gelmişler, ancak bir kısmı da ülkemizde tanı almışlardır ve almaktadırlar. Ancak ülkesinden tanı alarak gelmiş ya da burada da tanı almış olsa da, her iki grupta da tedaviye erişimde büyük sıkıntılar gözlemlenmektedir.
Göçmen nüfusla yapılan görüşmeler de ise HIV enfeksiyonu salgınını yönlendirecek nitelikte bilgilere erişilmektedir. Yapılan vaka görüşmelerinde stigmaya maruz kalan, ülke dışına sürülme korkusu yaşayan, dil ve kültürel farklılıkların yarattığı zorluklarla mücadele eden, düzenli olarak yaşadıkları partnerlerinden ayrılmak ya da sık eş değiştirme durumu ile karşılaşan göçmenler, tüm bu sorunların da içinde yer aldığı bir dizi olaylardan dolayı sağlık ve sosyal hizmetlere erişememekten ötürü tedavilerinde aksamalar yaşamaktadırlar. Bir kısmı kendi ülkelerine gidip ilaçlarını temin edebilirken, hastanelere hiç uğramamakta ve bir kısmı paraları olduğu için ilaçlarını ücretle temin edebilmektedir. Buna ek olarak da tedavi alanların birçoğunda, tek etken madde (TDF/TFC) ile tedaviye başlama gibi yanlış uygulamalar neticesinde HIV RNA pozitifliği olduğu görülmektedir.
Bağımlı ve Bağımsız Etmenler
Yaşanılan göç elbetteki Antalya ilindeki farklı epidemik karakteristiklerini etkilemektedir. Özellikle kısa sürede hızla değişen ya da çeşitlenen nüfusün, göç öncesindeki ve sonrasındaki tabloda bize farklı sonuçlar çıkaracaktır. Ancak bu sonuçları direk göç ile ilişkilendirmek yerine, olaylara daha bütünsel yaklaşmak ve değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bu nedenle, Antalya’daki HIV karekteristiğini göçmenlerden bağımlı ve bağımsız olarak iki ayrı başlıkta değerlendirmek, çözümlerini konuşabilmemiz için bize daha doğru bir veri sağlayacaktır.
Göçmenlerin etkisi dışında son 10 yılı göz önüne aldığımızda, Antalya’daki yeni tanı karakteristiğinde farklılıklar görülmektedir. Gençler arasında, özellikle erkeklerle seks yapan erkekler arasında, HIV tanısı alanların sayısında artış söz konusuyken, bu nüfus grubunu 30- 40 yaş grubu takip etmektedir. Gençler erken tanı alırken, ilerleyen yaşlarda tanılar daha geç konulmaktadır ve özellikle kamu hastanelerinde geç tanı alan hastaların sayısı artmış durumdadır. Yerel nüfusta durum böyleyken, daha önce saydığımız nedenlerden ötürü ise göçmenler maalesef daha geç tanı almaktadır. İşte tam da noktada göçmen nüfusun enfeksiyon hastaları bakışıyla bazı sorunlara sahip olduğunu ve bu sorunların dikkatle ele alınması gerekliliği söz konusudur. İlaç temini konusunda yaşanan genel sorunlar ve buna ek olarak sosyal güvenlik sisteminin Türkiye Cumhuriyeti’nin doğal vatandaşı olmayan bireylere karşı mesafeli duruşu ise süreci daha da çıkmaza sokmaktadır. Tedavi alamayan yeni ya da eski tanı sayısındaki artış, özellikle kadın göçmen nüfus arasında seks işçiliğinin artışı olarak karşımıza çıkıyor. İlaç temin etmek için gereken finansal güce sahip olabilmek için seks işçiliği yapmayı tercih eden kadınların sayısında görülen bu artış, kayıt dışılığın getirdiği her türlü korunmasızlığın önünü açıyor.
Tüm bunlardan bahsederken, sivil toplum kuruluşlarının da süreç ile ilişkisinden bahsetmek önemlidir diye düşünüyoruz. Özellikle Pozitif Yaşam Derneği’nin göçmen nüfusa yönelik verdiği belirli süreli ilaç desteği projesi çoğu zaman hayat kurtarıcı oluyor. Ancak hiç bir kaynak sınırsız olmadığı için, bu tarz projelerin de limitlerinin olduğunu iyi biliyoruz. Bu nedenle enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının yapabileceği daha fazla şey olduğunu düşünüyoruz.
Epidemiyolojik Öneriler
Yazımızın bu bölümüne kadar Antalya ilindeki HIV enfeksiyonu salgınının nasıl olduğunun kısa bir özetini geçtik. Ancak şunu belirtmeden geçmeyelim; tüm yukarıda bahsettiğimiz konuları, başta göçmenler olmak üzere herhangi bir nüfus grubunu rencide etmek ya da hedef tahtasına koymak amacıyla kaleme almadık. Aksine tüm bu yazıda anlattıklarımız sadece “bakın burada bir sorun var ve buna bir çözüm bulmalıyız” söyleminin biraz daha detaylı anlatımı, o kadar. Çünkü biz hekimler olarak görüyoruz ki, bu yazıda anlattıklarımızdan daha farklı ve komplike bir tablo var ve artık eyleme geçme zamanımız geldi.
Peki bu eylemler neler olmalı?
Bunun üzerine düşündüğümüzde de aşağıda, dikkate alınırsa başta şehrimiz Antalya olmak üzere, ülkemiz için faydalı olabileceğine yönelik çözüm önerilerimizi sıralıyoruz:
Genel nüfus bilgilendirilmelidir.
Sadece ülke nüfusu değil, dünya nüfusunun da dönemsel ya da kalıcı olarak seyahat noktalarından biri olan Antalya ilinde, başta HIV olmak üzere cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı genel bir bilgilendirme seferberliği oluşturulmalıdır. Biz istesek de istemesek de cinsellik yaşanan bir kavram ve insanlar cinsellikle ilgili olumsuz olabilecek sonuçlara karşı önceden haberdar olmalı ve gerekli önlemleri alabilmelerine destek olunmalıdır.
Anonim test merkezi açılmalıdır.
Yazları turizm nedeniyle artan nüfusun dışında artık göç nedeniyle de nüfusu artmış Antalya ilinde, anonim HIV testinin yapılacağı bir merkeze büyük bir ihtiyaç vardır. Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilen bir gönüllü danışmanlık ve test merkezi, özellikle vakaların erken dönemde tespit edilebilmesi açısından büyük bir fark yaratacaktır. Ayrıca ülkemizde Kırmızı Kurdele İstanbul tarafından yürütülen çalışmalara destek olunarak Antalya’nın bir Fast Track City (Hızlı Erişim Şehri) olması da, il genelindeki HIV salgını karakteristiğini olumlu bir seyire dönüştürme açısından önemlidir.
Kilit gruplara erişilmelidir.
UNAIDS’in tanımladığı nüfus grupları arasında yer alan kilit gruplar, HIV salgınının en başından bu yana, dünya genelinde salgından en çok etkilenen gruplar arasında yer almaktadır. Bu nedenle, kültürel ya da söylemsel farklılıklar bir kenara bırakılarak, kilit gruplara erişilmeli, bu gruplar bilgilendirmelerle salgına karşı güçlendirilmeli ve düzenli olarak anonim test hizmetine erişimleri sağlanmalıdır.
Göçmen nüfusa destek olunmalıdır.
Göç, başlı başına karmaşık ve zorlu süreçleri olan bir kavramdır. Başlangıç ya da bitiş noktası ne olursa olsun göçe maruz kalan ya da kendi isteğiyle bile olsa göç eden bireylerin sağlıklarını kontrol altında tutmak, göçün bitiş noktasında yerel halkın da sağlığını kontrol altında tutmak anlamına gelmektedir. Bu nedenle, ülkeye kalıcı olarak giriş yapan göçmenlerin, ülkeye girmeden ya da girdikten hemen sonra sağlık kontrolünün yapılması ve düzenli sağlık kontrolleri ile sağlıklı hallerinin tesis edilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, Antalya’da HIV enfeksiyonunun karakteristiği karmaşık bir tabloyu yansıtmaktadır. Epidemiyolojik önerilerin uygulanması, enfeksiyonun yayılmasını kontrol altına alabilir ve HIV ile yaşayanların daha iyi tedaviye erişimini sağlayabilir. Bu, sadece Antalya’da değil, Türkiye genelinde HIV salgınının kontrol edilmesine katkı sağlayacaktır.
Bu yazıyı hazırlamakta bana destek olan değerli dostum, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı, Dr. Ülkü Eser’e teşekkür ederim.
Doç. Dr. Figen YILDIRIM
Akdeniz Sağlık Vakfı Yaşam Hastanesi
Enfeksiyon Hast. ve Kln.Mik. Uzmanı
