Müslüman Ülkelerdeki Engeller ve Çözüm Önerileri
HIV ile yaşayan kadınlar, özellikle Müslüman çoğunluklu ülkelerde cinsel ve üreme sağlığı hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaşmaktadır. Kültürel normlar, dini inanışlar, toplumsal damgalama ve yasal kısıtlamalar, bu kadınların temel sağlık hizmetlerinden yararlanmasını zorlaştırmaktadır.
HIV, küresel sağlık açısından büyük bir tehdit oluşturmaya devam ederken, kadınların bu hastalıkla mücadelede karşılaştığı engeller daha da belirginleşmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, dünya genelinde 15 yaş ve üzerindeki HIV ile yaşayan bireylerin %52’si kadındır ve bu oran Müslüman ülkelerde daha yüksektir.
Müslüman çoğunluklu ülkelerde, HIV ile yaşayan kadınlar yalnızca sağlık hizmetlerine erişimde değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel baskılar nedeniyle psikolojik ve sosyal destekten de mahrum kalmaktadır. 2020 yılı verilerine göre, HIV ile yaşayan kadınların %60’ı, toplum tarafından dışlanma korkusu nedeniyle sağlık hizmetlerine başvurmaktan çekinmektedir (BMC, 2020, s. 4).
Bu yazımızda, BMC International Health and Human Rights’ta (BMC) yayınlanan “Müslüman çoğunluklu ülkelerde HIV ile yaşayan kadınların cinsel ve üreme sağlığı: Sistematik karma çalışmalar” başlıklı makaleden ilham alarak, Müslüman çoğunluğun yaşadığı ülkelerde HIV ile yaşayan kadınların cinsel ve üreme sağlığı hizmetlerine erişimini kısıtlayan temel faktörler ve çözüm önerilerini ele alıyoruz.
HIV ile Yaşayan Kadınların Cinsel ve Üreme Sağlığına Erişimini Kısıtlayan Faktörler
Toplumsal Damgalama ve Ayrımcılık
Özellikle Müslüman çoğunluklu toplumlarda kadınların maruz kaldığı ayrımcılık ve toplumsal izolasyon, söz konusu HIV enfeksiyonu olduğunda daha da belirginleşmekte ve hatta şiddet eylem ve söylemleri gündeme gelmektedir. Müslüman ülkelerde cinselliğe yönelik olumsuz bakış açısı, HIV enfeksiyonun temel bulaş yöntemlerinden birinin cinsellik olması nedeniyle, HIV enfeksiyonunu direk ahlaki bir düzleme çekmekte, bu bölgede HIV ile yaşayan kadınların toplum içinde ayrımcılığa, ötekileştirmeye ve hatta cinsel ve fiziksel şiddete maruz kalmalarına neden olmakta, ayrıca onların sağlık hizmetlerine de erişimlerini ciddi bir şekilde engellemektedir.
BMC’de yayınlanan çalışmada, Müslüman çoğunluklu ülkelerde HIV ile yaşayan kadınların %75’i, evlenme veya çocuk sahibi olma haklarının ellerinden alınmasından, ek olarak bir gün sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılacaklarından endişe etmekte olduklarının altı çizilmektedir (BMC, 2020, s. 7).
UNAIDS’in periyodik olarak yayınladığı raporlar da, yukarıda bahsettiğimiz bu endişeleri desteklemektedirler. Nijerya, Afrika’daki en yüksek HIV prevalans oranlarından birine sahiptir. Nüfusunun yarısından fazlası Müslüman olan bu Sahra altı ülkedeki HIV ile yaşayan kadınların %68’i, toplum baskısı nedeniyle sağlık hizmetlerine başvurmaktan kaçındığı, UNAIDS tarafından tespit edilmiştir (UNAIDS, 2022). Aileleri tarafından dışlanma, boşanma ve hatta fiziksel şiddete maruz kalma riskiyle karşı karşıya kalan HIV ile yaşayan kadınlar, toplumda yer edinmekte sorunlar yaşamakta; hatta bazı vakalarda, HIV testi pozitif çıkan kadınların evlerinden atıldığı ve barınma haklarının topyekün ellerinden alındığı da rapor edilmiştir (BMC, 2020, s. 9).
Cinsel ve Üreme Sağlığı Hizmetlerine Erişimde Kısıtlamalar
Birçok Müslüman ülkede, HIV ile yaşayan kadınların doğum kontrol yöntemlerine ve güvenli doğum hizmetlerine erişimi çeşitli şekillerde kısıtlanmıştır. Örneğin, Endonezya’da HIV ile yaşayan kadınların %30’u, sağlık çalışanları tarafından doğum kontrol yöntemleri konusunda bilgilendirilmemektedir (BMC, 2020, s. 10). Bu durum, istenmeyen gebelik oranlarının artmasına ve HIV’in anneden çocuğa geçiş riskinin yükselmesine neden olmaktadır. Araştırmalar, HIV ile yaşayan kadınların çocuk sahibi olmalarının tıbbi olarak mümkün ve güvenli olduğunu göstermesine rağmen, birçok ülkede bu kadınlar doğum yapmaktan caydırılmaktadır (WHO, 2022).
BMC yayınlanan çalışma, bu konuda bizlere çarpıcı bir örnek vermektedir. Zorunlu sterilizasyon ve ikna uygulaması görülen Pakistan’da, birçok HIV ile yaşayan kadının, sadece temel fizyolojik muayene öncesinde dahi doktorlar tarafından rızaları olmadan sterilize edildiği belirtiliyor. Buna ek olarak da kadınların %18’i, HIV pozitif oldukları gerekçesiyle sağlık çalışanları tarafından doğum yapmamaları konusunda baskı gördüklerini ifade ediyorlar (BMC, 2020, s. 12).
Hukuki ve Politik Engeller
Birçok Müslüman ülkede, HIV ile yaşayan bireylerin haklarını koruyacak yasal düzenlemeler eksiktir ya da hiç yoktur. Örneğin, İran’da HIV ile yaşayan bireyler, kamu sektöründe çalışamaz ve bazı özel sektör işverenleri de HIV testi talep etmektedir (BMC, 2020, s. 14). Bu tür yasal düzenlemeler, HIV ile yaşayan kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmelerine neden olmaktadır. Özellikle bekar HIV pozitif kadınlar, iş bulmada ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır (UNAIDS, 2022).
Bunların yanı sıra, özellikle Kuzey Afrika’daki Müslüman çoğunluğun yaşadığı ülkelerde HIV ile yaşayan kişilerin, düzenli ilaç kullanarak belirlenemeyen seviyede olmalarına rağmen, olası yeni tanı bulaş vakalarında HIV enfeksiyonunu bulaştıran kişi olarak suçlanmaları gibi vakalara da rastlanılmaktadır. Bu vakalar arasında bulunan HIV ile yaşayan kadınlar ise ciddi cezalara çarptırılmaktadır (HJN, 2023).
Türkiye’de HIV ile Yaşayan Kadın Olmak
Türkiye’de, özellikle gelişmiş Enfeksiyon Hastalıkları klinik hizmetleri ve Enfeksiyon Hastalıkları uzmanlarının yoğun çabalarıyla son yıllarda sağlık hizmetlerine erişim, farkındalık çalışmaları ve tedavi olanakları açısından kademeli olarak iyileşmiş olsa da, toplumsal damgalama ve sağlık sistemindeki yapısal eşitsizlikler HIV ile yaşayan kadınların yaşamlarını zorlaştırmaya devam etmektedir.
Olumlu gelişmeler arasında en dikkat çekeni, Türkiye’nin HIV/AIDS konusunda ücretsiz tedavi sağlayan bir sağlık sistemine sahip olmasıdır. Antiretroviral tedavi (ART), tüm HIV pozitif bireylere SGK kapsamı içerisinde ücretsiz sunulmakta, düzenli sağlık kontrolleri de desteklenmektedir. Kadınların gebelik sürecinde HIV taraması yapılmakta ve anneden bebeğe geçişin önlenmesi için gerekli önlemler alınmaktadır. Ayrıca Pozitif Yaşam Derneği ve Pozitif-iz gibi sivil toplum kuruluşları, HIV ile yaşayan kadınlara yönelik bireysel psikososyal destek ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunarak güçlenmelerine katkı sağlamaktadır.
Ancak buna rağmen Türkiye’de HIV ile yaşayan kadınlar, hâlâ görünmez bir grup olarak kalmaktadır. Toplumda HIV’e yönelik bilgi eksikliği, özellikle kadınların daha ağır damgalama ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Evli ya da çocuk sahibi kadınlar, hastalıkları öğrenildiğinde ailelerinden dışlanma, şiddet ve ayrımcılık riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bazı sağlık çalışanlarının yetersiz eğitimi ve önyargıları, tedavi sürecinde güvensizlik yaratmaktadır. Kadınların üreme haklarına yönelik bilgiye erişimi sınırlıdır; çoğu zaman çocuk sahibi olmak istemeleri ahlaki ya da dini temelli tepkilerle karşılanmaktadır.
Çözüm Önerileri
Toplumsal damgalama ve ayrımcılığa yüksek düzeyde maruz kalan bir kronik hastalık olan HIV enfeksiyonu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine en çok maruz kalan bireyler olan kadınlar için kompleks bir sorun haline gelebiliyor. Özellikle dini ve ahlaki yaklaşımların yüksek olduğu Müslüman çoğunluğun yüksek olduğu nüfus bölgelerinde HIV ile yaşayan kadınların yaşadıkları sorunlar, vaka bazında da oldukça yüksektir.
Farklı topluluklarda yapılan en iyi uygulamaları örnekleyerek, genel olarak HIV ile yaşayan kadınların sorunlarına çözüm yaklaşımlarını şöyle sıralayabiliriz:
- HIV ile yaşayan kadınların karşılaştığı damgalamayı azaltmak için toplum temelli farkındalık kampanyaları düzenlenmelidir. Uganda’da yapılan bilinçlendirme kampanyaları sonrası HIV ile yaşayan kadınların sağlık hizmetlerine başvurma oranı %40 artmıştır.
- Doğum kontrolü ve güvenli doğum hizmetleri, HIV ile yaşayan kadınlara verilen sağlık hizmetleri arasında yer almalı ve standartlaşmalıdır. Günümüzde artık HIV ile yaşayan anneden bebeğe HIV geçişini engellemek doğru tedavi ve izlem ile mümkündür.
- HIV ile yaşayan kadınlar için hukuki koruma mekanizmaları güçlendirilmelidir. Örneğin Fas hükümeti, HIV ile yaşayan kişilere yönelik ayrımcılığı yasaklayan düzenlemeler getirdikten sonra, HIV testi yaptıran kadınların oranında %35’lik bir artış kaydedilmiştir (BMC, 2020, s. 17).
- Kamu ve sivil toplum işbirliği artırılmalıdır. Sadece HIV alanında hizmet veren sivil toplum kuruluşları değil, kadınlara yönelik özellikli çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarının da, HIV ile yaşayan kadınların güçlendirilmesi çalışmalarında aktif rol almaları teşvik edilmelidir.
Araştırmalar, HIV ile yaşayan kadınların sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaştığını göstermektedir. Toplumsal damgalama, doğum kontrol hizmetlerine erişim eksikliği ve hukuki düzenlemelerdeki yetersizlikler, bu kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkilemektedir. Çözüm olarak, bilinçlendirme kampanyalarının artırılması, kadın haklarının korunmasına yönelik hukuki düzenlemelerin geliştirilmesi ve sağlık sistemlerinde eşitlik sağlanması gerekmektedir. HIV ile yaşayan kadınların haklarını güvence altına almak, yalnızca sağlık politikalarının değil, aynı zamanda insan haklarının bir gereğidir.
Kaynakça
- Juliastuti, D., Dean, J. & Fitzgerald, L. (2020). Sexual and reproductive health of women living with HIV in Muslim-majority countries: a systematic mixed studies review. BMC International Health and Human Rights.
https://bmcinthealthhumrights.biomedcentral.com/articles/10.1186/s12914-020-00225-z
- Global AIDS Update. UNAIDS (2022).
https://www.unaids.org/sites/default/files/media_asset/2022-global-aids-update_en.pdf
- Global health sector strategies on, respectively, HIV, viral hepatitis, and sexually transmitted infections for the period 2022-2030. WHO (2022)
https://iris.who.int/bitstream/handle/10665/360348/9789240053779-eng.pdf?sequence=1
- Five-Year Impact Report: Bringing Science to Justice, The Expert Consensus Statement on the Science of HIV in the Context of Criminal Law. HIV Justice Network (2023).
https://www.hivjustice.net/wp-content/uploads/2023/07/HJN_ECS5_Report_final.pdf
