Türkiye, sağlık hizmetleri ve tedaviye erişimde, dünya genelinde hatırı sayılır bir sırada yer almaktadır. Türkiye vatandaşları HIV tedavisine tamamen ücretsiz ulaşabilmekteyken, Türkiye’de yaşayan yabancı kökenli kişiler HIV tedavisine erişimde birtakım engellerle karşılaşmaktadır.

Tarihsel süreci göz önüne alındığında, yarattığı toplumsal sansasyonlar, bilimin liderliğinde tedavi süreçlerinde kat edilen yol ve ilaç sanayisinde yaşanan AR-GE gelişmeleriyle HIV enfeksiyonu, insanlık tarihinin en çok kendinden söz ettiren, kronik hastalığıdır. Etkililiği ve uyumu düşük tedavi protokollerinden yan etkileri azaltılmış, kullanımı kolay, etken maddeleri farklı tablet ve hatta henüz yaygın olarak kullanılmasa da uzun dönem etkili enjeksiyonluk ilaç tedavisi – rejimi seçenekleriyle, kolaylıkla kontrol altına alınabilmektedir. Tedavi rejimi çeşitliliği ve etkililiği sayesinde hastaların tedaviye uyumları da belirgin bir şekilde artmıştır. Üstelik son çalışmalar göstermiştir ki, tedavi uyumu yüksek olan hastalarda virüsün kanda belirlenemeyen düzeylere indirilmesi, hastalığın cinsel yolla bulaşma riskini de ortadan kaldırmaktadır (Belirlenemeyen=Bulaştırmayan, B=B). İşte bu nedenle tedavi edilen her HIV ile yaşayan kişi (HİYK), HIV’ in bulaş zincirini kırmak açısından önemlidir. Yani HIV enfeksiyonu tedavisi sadece kişisel sağlık bağlamında değil, yeni bulaşıların önlenerek salgınla etkili mücadele etmek bağlamında da önem arz etmektedir.

Bu açıdan bakıldığında, HIV enfeksiyonu salgını ile mücadele, üç temel adımdan oluşan bir eylem modeli içerisinde sürdürülmektedir. Birinci adım, HİYK’leri tespit etmek yani tanılamak; ikinci adım, tanıya istinaden kişiyi kılavuzlara uygun olarak tedaviye başlatmak; üçüncü adım ise, kişinin kullanmaya başladığı HIV tedavisi ilaçlarını düzenli olarak kullanmasını sağlamak şeklinde tanımlanmaktadır. Bu eylem modeli artık, HIV bulaş zinciri ile mücadelenin en önemli aracı olarak görülmekte ve UNAIDS tarafından stratejik bir eylem planı olarak tüm dünyada uygulanması tavsiye edilmektedir.

Küresel Hedefler: 95-95-95

2015 yılında, UNAIDS tarafından baş- latılan ve günümüzde hedefleri genişletilerek devam eden HIV eradikasyon programı, işte bu eylem modelin stratejik bir uygulamasıdır. Adına “95-95- 95 Hedefleri” denilen programda yer alan ikinci 95, HIV tanısı alan bireylerin %95’ine antiretroviral tedavi başlanması hedefini ifade etmektedir. Bu hedef doğrultusunda tüm ülkelerin kendi planlamalarını yapması ve tanı konulan HİYK’lere hemen tedavi başlanması için gerekli koşulların sağlanması tavsiye edilmektedir. Çünkü tedavi, viral baskılanmayı sağlayarak yeni bulaşıların gerçekleşmesini önlemek açısından önem taşımaktadır.

Ülkemizde HIV tedavisi için etkili anti- retrovirallerin neredeyse tümü mevcuttur. Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu, HIV tanısı konulan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, genel sağlık sigortası uygulaması kapsamında sınırlama olmaksızın HIV tedavisine ücretsiz erişimini sağlamaktadır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan kişiler için HIV tedavisine erişim bu kadar kolay değildir ve bu konuda büyük sıkıntılar yaşanmaktadır.

Yabancı nüfus verileri bize durumu anlatıyor


Türkiye Cumhuriyeti Mevzuatı’nda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan kişiler, pek çok farklı başlıkta listelenmektedir. Çalışma veya ikamet izinli düzenli göçmenler, ülkeye yasadışı yollarla giren veya yasadışı kalmaya devam eden düzensiz göçmenler, vatansızlar, uluslararası koruma altında olan mülteciler, şartlı mülteciler ya da ikincil koruma kapsamında olanlar, geçici koruma altında olanlar mevzuatta kullanılan vatandaş olmayan kişilere yönelik tanımlamalardır. T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı’nın 02.02.2023 tarihli verilerine göre Türkiye’de 1.354.707 ikamet izinli yabancı ve 3.500.964 geçici koruma kapsamında Suriye uyruklu yabancı yaşamaktadır. Yabancıların büyük çoğunluğu İstanbul’da yaşamakta olup, ikamet izin ile ülkemizde bulunan kişilerin çoğunluğu sırasıyla Rusya, Irak, Türkmenistan, Suriye, İran, Azerbaycan, Özbekistan, Afganistan, Ukrayna ve Kazakistan’dan gelen göçmenlerden oluşmaktadır.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen tanı-tedavi araç ve süreçlerinin geri ödeme kapsamına alınması, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafınca yürürlükte olan mevzuatla gerçekleşmektedir. Aynı zamanda ilgili mevzuat, geri ödeme kapsamında sunulacak sağlık ve tedavi hizmetlerinin kime, hangi koşullarda sağlanacağını da tanımlamaktadır. Yani mevzuata göre sunulacak sağlık hizmeti ve tedaviye erişimde, T.C. vatandaşı olmak ile olmamak arasında ciddi farklılıklar ve engeller bulunmaktadır. SGK genel sağlık sigortası kapsamında, Türkiye’de ikamet izni olanların, geri ödeme sistemi aracılığıyla sağlık hizmetlerine erişimini sağlamaktadır. Bireysel ya da kurumsal olarak prim ödemek şartıyla SGK’ya kayıt olduktan sonra eğer kişi HIV tanısı alırsa, SGK kişinin HIV tedavisini geri ödeme kapsamında ücretsiz olarak sağlamaktadır. Ancak bu durumun tam tersinde, yani kişi sosyal güvenlik sistemine dahil olmadan önce HIV tanısı almışsa, SGK kişinin HIV tedavisi masraflarını karşılamamaktadır. Bunun yanı sıra, ülkemizde yasadışı bulunan, kayıt dışı çalışan ya da koruma statüsünde bulunan yabancıların HIV tedavisine ücretsiz ulaşmaları neredeyse imkansızdır. Kayıtsız yabancıların ülkemizdeki gerçek sayısının bilinmemesi ve bu nüfus grubunun tanı ve tedavi hizmetlerine erişiminde yaşanan engeller, sorunun ne kadar büyük olduğunu bize göstermektedir. Sağlık Bakanlığı’nın 2021 verilerine göre Türkiye’de HİYK’lerin %18’inin yabancı kökenli olduğu göz önüne alındığında, yabancıların oluşturduğu nüfus grubunun HIV tedavisi- ne erişiminin önündeki engeller ciddi bir sorun olmaktadır. Tedavi edilmeyen her bireyin, HIV bulaşıları ve epideminin kontrolü açısından toplum sağlığını da olumsuz yönde etkileyebileceği göz önüne alınınca, bu engellerin aşılmasının gerekliliği daha iyi anlaşılmaktadır.

Yabancı nüfusun sorunlarına fon desteği yakında bitiyor 

Dünyada düzensiz göçmen ve mülteci nüfusun insanı yardım ihtiyaçlarını araştırarak, bu konularda hizmet planlamaları yapan en aktif kuruluş Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA)’dur. UNFPA, 2011’de yaşanan iç savaş sonrasında Suriye’den göç edenlerin, insani yardım hizmetlerine erişebilmeleri için bir dizi önlem ve eylem planı oluşturmuştur. Bu planlar çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetlerle, ülkemizde geçici koruma kapsamında bulunan Suriyelilerin başta sağlık ve tedavi hizmetlerine erişimi olmak üzere, bir dizi destek sunulmaktadır. Bu kapsamda, ülkemizde yaşayan ve HIV tanısı almış kişilerin tedaviye erişimlerinin önündeki engelleri aşabilmek adına, UNFPA, Pozitif Yaşam Derneği ve Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği ortaklığında bir proje yürütülmektedir.

“Kilit Mülteci Grupları Projesi” adlı proje kapsamında, farklı illerdeki yedi danışma birimi, yabancı nüfusun tedavi hizmetlerine ulaşabilmeleri için kendi dillerinde hizmet vermektedir. Ülkemizde bulunan ve sağlık, hukuk, psikoloji ve diğer çeşitli konularda sorun yaşayan yabancılar ülkenin her yerinden sunulan bu destek ve danışmanlık hizmetlerine, dört dilde (Türkçe, İngilizce, Arapça, Farsça) hizmet veren danışma hattı aracılığıyla erişebilmektedir.

Proje kapsamında sağlanan fon ile, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan ve HIV ile yaşayan kişilerin tedavi süreç ve araçlarına erişimi sağlanabiliyor. Ancak, 2018 yılında başlayan proje, yavaş yavaş sona doğru yaklaşıyor.

Şu an için hastanelerimizde yatmakta olup, dil sorunu nedeniyle iletişim kurmakta bile zorlandığımız, son dönem HIV hastalarımız başta olmak üzere tüm yabancı kökenli hastalarımızın sorunlarını çözmek için bizlere de büyük kolaylık sağlayan bu projenin sonlanması ile nasıl bir yol izleyeceğimiz tamamıyla muğlak. Erken dönemde tedavi alamadıkları için hem kendi sağlıkları hem de yeni HIV bulaşıları açısından toplum sağlığını etkileyen, geç dönemde ise ortaya çıkan fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler nedeniyle durumları kötüleştiği ve tedavi masraflarını karşılayamadıkları için hayatlarını kaybetme tehlikesi açısından endişe duyduğumuz hastalarımız için acil çözüm önerilerine ihtiyaç vardır.

Çözümler geliştirilebilir

Sağlanan sivil toplum fonları ile oluşturulan insani yardım projeleri, belirli sürelerde kalıcı olmayan destek mekanizmaları geliştirmektedir. Dolayısıyla, her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan farklı kategorilerdeki bireylere yönelik sivil toplum kuruluşları aracılığıyla farklı birçok destek mekanizması oluşturulsa da, ülkemizde HIV ile yaşayan yabancı nüfusun tedaviye ulaşmalarının önündeki engellerin ortadan kaldırılması için, daha nitelikli ve etkili çözümlere ihtiyaç vardır. Avrupa’da yabancı nüfusun sağlık sorunlarını çözüme ulaştırmış ülkelerin, sağlık sistemleri değerlendirilerek ülkemize uygun çözümlerin üretilmesi, ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında Dünya Sağlık Örgütü Evrensel Sağlık Sigortası (Universal Health Access – UHC) gibi sistemlerin hayata geçmesi için destekçi olunması, yabancı uyruklu bireylerin HIV tedavisine erişimlerini sağlamak konusunda etkili ve sürdürülebilir bir yaklaşım olabilir.

Prof. Dr. Meliha MERİÇ KOÇ

Enfeksiyon Hast. ve Kln.Mik. Uzmanı

Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi